Alıntı
MEVLANA GÜZEL SÖZLERİ
|
MEVLANIN GUZEL SÖZLERİ
Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
· Şu dünyada yüzlerce ahmak, etek dolusu altın verir de, şeytandan dert satın alır.
. Vazifesini tam yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazaretin devası ne ilacın şifası deva getirmiş..
. Aşk altın değildir, saklanmaz. Aşıkın bütün sırları meydandadır..
. Yeşillerden, çiçeklerden meydana gelen bahçe geçici, fakat akıllardan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir..
· Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.
. Aşk, davaya benzer, cefa çekmek de şahide: Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki..
· Sen diri oldukça ölü yıkayıcı seni yıkar mı hiç?
· İsa'nın eşeğinden şeker esirgenmez ama eşek yaratılışı bakımından otu beğenir.
· Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.
· Ehil olmayanlara sabretmek ehil olanları parlatır.
· Leş, bize göre rezildir ama, domuza, köpeğe şekerdir,helvadır.
· Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?
· Pisler, pisliklerini yapar ama sular da temizlemeye çalışır.
· Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür. Selviyi hür bir halde yücelten, kederi de sevinç haline sokabilir.
· Nasıl olur da deniz, köpeğin ağzından pislenir, nasıl olur da güneş üflemekle söner?
· Akıl padişahı kafesi kırdı mı, kuşların her biri bir yöne uçar
· Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir. Bir solukta aşağılık dünyadan göğe sıçrayıverir.
· O beden testisi ab-ı hayatla dopdolu, bu beden testisi ise ölüm zehiri ile. İçindekine bakarsan padişahsın, kabına bakarsan yolu yitirdin.
· Genişlik, sabırdan doğar.
· Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü, inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.
· Kim daha güzelse kıskançlığı daha fazla olur. Kıskançlık ateşten meydana gelir.
· Dünya tuzaktır. Yemi de istek. İstek tuzaklarından kaçının.
· Irmak suyunu tümden içmenin imkanı yok ama susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkanı yok.
· Gürzü kendine vur. Benliğini, varlığımı kır gitsin. Çünkü bu ten gözü, kulağa tıkanmış pamuğa benzer.
· Ey altın sırmalarla süslü elbiseler giymeye, kemer takmaya alışmış kişi. Sonunda sana da dikişsiz elbiseyi giydirecekler.
· Eşeğe, katır boncuğuyla inci birdir. Zaten o eşek, inciyle denizin varlığından da şüphe eder.
· Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.
· Oruç tutmak güçtür, çetindir ama Allah'ın kulu kendisinden uzaklaştırmasından, bir derde uğratmasından daha iyidir.
· Ayın, geceye sabretmesi, onu apaydın eder. Gülün, dikene sabretmesi, güle güzel bir koku verir. Arslanın, sabredip pislik içinde beklemesi, onu deve yavrusu ile doyurur.
· Zahidin kıblesi, lütuf, kerem sahibi Allah'tır. Tamahkarın kıblesi ise altın torbası.
. Allah ile olduktan sonra ölüm de, ömür de hoştur..
· Sarhoş, cinayeti yapar da sonra "özrüm vardı, kendimde değildim"der. Kendinde olmayış, kendiliğinden gelmedi sana, onu sen çağırdın.
· İnsan gözdür, görüştür, gerisi ettir. İnsanın gözü neyi görüyorsa, değeri o kadardır.
· Birinin başına toprak saçsan başı yarılmaz. Suyu başına döksen, başı kırılmaz. Toprakla, suyla baş yarmak istiyorsan, toprağı suya karıştırıp kerpiç yapman gerek.
· Yoldaki bir tepecik seni bunaltmış,oysa önünde yüzlerce dağ var
· Kabuğu kırılan sedef üzüntü vermesin sana, içinde inci vardır.
· Adalet nedir? Her şeyi yerine koymak. Zulüm nedir? Bir şeyi yerine koymamak,başka yere koymak.
· Hiçbir kafire hor gözle bakmayın. Müslüman olarak ölmesi umulur çünkü.
· Şu deredeki su,kaç kere değişti,yıldızların akisleri hep yerinde.
· Yol kesenler olmadıkça ,lanetlenmiş şeytan bulunmadıkça,sabırlılar ,gerçek erler,yoksulları doyuranlar nasıl belirir,anlaşılır?
· Oyun ,görünüşte akla uymaz ama çocuk oyunla akıllanır.
· Anlayış,edep şehirlilerdedir. Ziyafet,garip konaklamak da köylülerde.
· Resimler ister haberleri olsun,ister olmasın,hepsi de ressamın elindedir,o elden çıkar.
· Alışsan güvercin sallanan kamıştan kaçar mı hiç?O kamıştan göklere uçan yere alışmamış olan güvercin ürker,kaçar.
· Mal, sadakalar vermekle hiç eksilmez. Hayırlarda bulunmak,malı yitmekten korur.
· Çalınmış kumaş,devamlı kalmaz insanda. Hırsızı da darağacına götürür.
· Ağlayışın,feryat edişin bir sesi,sureti vardır. Zararınsa sureti yoktur. Zararda insan elini dişler ama zararın eli yoktur.
· Her korkuda binlerce eminlik vardır,göz karasında onca aydınlık mevcut.
· Verdiğini geri alan kişi, köpek gibi kusmuğunu yemiş olur.
· Şarap kadehtedir ama kadehten meydana gelmemiştir ki. Ağzını,şarabı verene aç.
· Ekme günü gizlemek toprağa tohumu saçmak günüdür. Devşirme günüyse tohumun bittiği gündür,karşılığını bulma günüdür.
· Bilgi, sınırı olmayan bir denizdir. Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgıçtır.
· Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler?
· Bülbüllerin güzel sesleri beğenilir de bu yüzden kafes çeker onları. Ama kuzgunla baykuşu kim kor kafese?
· Meyve ekşi bile olsa, olmadıkça ona ham derler
· Çayırlıktan, çimenlikten esip gelen yel, külhandan gelen yelden ayırt edilir.
· Dünya malı, bedene tapanlara helaldir.
· Gerçek kokusuyla, ahmağı kandıran yalan sözün kokusu, miskle sarımsak kokusu gibi, söz söyleyenin soluğundan anlaşılır.
· Her dil, gönlün perdesidir. Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır.
· Ahlaksızların bağırışıyla, yürekli yiğitlerin naraları, tilkiyle arslanın sesi gibi meydandadır.
· Kötü nefis, yırtıcı kuştur.
· Hırsın yemdir, cehennemse tuzak.
· Doğan, avdan av getirir, fakat kendi kanadıyla uçar da avlanır. Padişah da bu yüzden onu keklikle, çil kuşuyla besler.
· Dil, tencerenin kapağına benzer. Kıpırdadı da kokusu duyuldu mu ne pişiyor anlarsın.
· Yemekle dolu karın, şeytanın pazarıdır.
· Sözle anlatılan şey, yalan bile olsa, kokusu, gerçek olduğunu da haber verir, yalan olduğunu da.
· Canım bedenimde oldukça, kulum, köleyim, seçilmiş Muhammet'in yolunun toprağıyım. Birisi sözlerimden bundan başka söz naklederse, o kişiden de bezmişim ben, o sözden de.
· Sevgiden, tortulu bulanık sular arı-duru bir hale gelir. Sevgiden, dertler şifa bulur. Sevgiden, ölüler dirilir. Sevgiden, padişahlar kul olur. Bu sevgi de bilgi neticesidir.
· Mumundur karanlık veren sana. Anlatırdım bunu ama, gönlünün beli kırılıverir. Gönül şişesini kırarsan artık, yaşamak fayda vermez.
· Rüşvet alan para pul padişahı değiliz. Paramparça olmuş gönül hırkalarını diker, yamarız biz.
· Aşıkların gönüllerinin yanışıyla gözyaşları olmasaydı, dünyada su da olmazdı, ateş de.
· İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir. Görememek ayıbı, göstermemek kusuru, uğursuz nefsin parmağına ait işte.
· İnsan, gözden ibarettir aslında, geri kalan cesettir. Göz ise ancak dostu görene denir.
· A kardeş, keskin kılıcın üzerine atılmadasın, tövbe ve kulluk kalkanını almadan gitme.
· Bir gömlek derdine düşeceksin ama belki o gömlek kefen olacaktır sana.
· Dün geçti gitti. Dün gibi, dünün sözü de geçti. Bugün yepyeni bir söz söylemek gerek.
· Saman çöpü gibi her yelden titrersin. Dağ bile olsan, bir saman çöpüne değmezsin.
· O dağa bir kuş kondu, sonra da uçup gitti. Bak da gör, o dağda ne bir fazlalık var ne bir eksilme.
· Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan, bir sevgiliye feda edilmedikten sonra
· Gördün ya beni gamdan başka kimse hatırlamıyor, gama binlerce defa aferin.
· Nefsin, üzüm ve hurma gibi tatlı şeylerin sarhoşu oldukça, ruhunun üzüm salkımını görebilir misin ki?
· Ağzını kapa ve altın dolu avucunu aç. Ceset cimriliğini bırak da cömertliği seç.
· İnanmışsan, tatlı bir hale gelmişsen, ölüm de inanmıştır, tatlılaşmıştır. Kafirsen, acılaşmışsan, ölüm de kafirleşir, acılaşır sana.
· Doğruluk, Musa'nın asası gibidir. Eğrilik ise sihirbazların sihrine benzer. Doğruluk ortaya çıkınca, bütün eğrilikleri yutar.
· Bir kötülük yaptıktan sonra pişmanlık hissetmek Allah'ın inayet ve muhabbetine mazhar olmanın delilidir.
· Sıkıntı ve huzursuzluk mutlaka bir günahın cezası, huzur ise bir ibadetin karşılığıdır.
· Üzerinde pek çok meyveler bulunan bir dalı, meyvalar aşağı doğru çeker. Meyvasız bir dalın ucu ise, servi ağacı gibi havada olur.
· Topluluk bizim yanımıza geliyor. Susacak olsak, incinirler. Bir şey söyleyecek olsak, onlara göre söylemek lazım geldiğinden o zaman da biz inciniriz
· Ümit, güvenlik yolunun başıdır.
· Kuş seslerini öğrenen kimse, kuş olmadığı gibi aynı zamanda kuşların düşmanı ve avcısıdır.
· Dert, insana yol gösterir.
· İman, namazdan daha iyidir. Çünkü namaz beş vakitte, iman ise her zaman farzdır.
|
BiLki ALLAH (c.c) BiLiyor... !
Denemekten , Çabalamaktan Yorulup Cesaretin Kırıldığında, Bil Ki.... . Allah Ne Kadar Uğrastığını Görüyor...
Kalbin Taş Kesilecek Kadar Ağladığında..
Bil Ki.... . Allah Döktüğün Gözyaşlarını Sayıyor...
Hayatın Durduğunu, Zamanın Aleyhi ne işlediğini Düşündüğünde Bil Ki.... .
Allah Seni izliyor...
Hayallerin Yıkılmış, Umudun Kalmamış Ve Kendi Kendin e Neden Böyle Diye Soruyorsan
Bil Ki.... . Allah Cevabını Biliyor...
Hiç Neden Yokken içinde Tuhaf Bir Huzur Hissettiğinde, Bil Ki.... . Allah Sana Fısıldıyor..
Bütün işlerin Yolunda Gidiyor Ve Teşekkür Etmek için Her An Bir Neden Daha Oluyorsa,
Bil Ki.... . Allah Seni Kolluyor...
Bütün Kalbin le Dilediğin şey Sonunda Gerçek Olduysa, Bil Ki.... . Allah Sana Gülümsüyor...
Nerede Olursa n ol, Ne Düşünürsen Düşün, Ne Yaparsan Yap, Bil Ki.... . Allah Biliyor.. | | | | | | June 12
|
|
|
Küçük bir davranış, bir inceliktir teşekkür etmek. Öylesine zahmetsiz ve kolay. İki kelime eni konu. Söylemesi öyle kolay; neticesi öylesine büyüktür ki…Bize bir bardak su verene… Bize sıcacık yemekler hazırlayana… Bize bir harf öğretene… Bize bir yer ararken yol gösterene… teşekkür etmeliyiz. Bir teşekkür gözde çiçek açtırır. Bir teşekkür, alır gider bütün yorgunluğu. Bir teşekkür, uçurur kalbi. Bir teşekkür insanı insana dost eder.Ne ince bir nokta. Teşekkür etmeliyiz kuşa, çiçeğe, havaya, denize, kaleme, meyveye, çöpçüye, bakkala, şoföre… Teşekkür etmeliyiz ki kalbimiz Allah’a şükretmeye açık olsun. “Halka teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmez.” buyurmuş incelikler efendisi Peygamberi Efendimiz (sav)

| | | | |
06 Haziran
|
Hakiki dost şifadır
Hastalıkların tedavisi sadece bir takım iğne ve haplardan ibaret değildir. Allah (c.c) Kur’ân-ı Kerîm’de, Kur’ân ve balın şifa olduğunu beyan ediyor. Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v) fakirleri doyurmanın, yetimi sevindirmenin, sadaka vermenin, tebessümün... de birçok hastalıklar için şifa olduğunu haber veriyor. Hz. Dâvud Aleyhisselâm’ın hikmetli bir sözü vardır. Der ki: “Dostlardan ayrı kalmak kişiyi hasta eder.” Demek ki, hakiki dost da birçok hastalıklar için şifa oluyor. Hakiki dostluk Allah (c.c) için olanıdır. Bundan dolayı hakiki dostlar demişler ki: Fâni dünyanın padişahı değiliz. Gönül hırkalarını yamar giyeriz. Dostlarla ağlar dostlarla güleriz... Dostlarla gülüp dostlarla ağlayabilmek; böyleleriyle dostluk bağları oluşturabilmek mesele budur. Böyle dostların yokluğudur insanları hasta eden. Şair Bâki’ye arkadaşları kaç çeşit dost var diye sorarlar. Bâki, üç çeşit dost olduğunu söyler ve şöyle sıralar: “Bir dost vardır gıda gibidir, onu her gün ararsın Bir dost vardır ilâç gibidir, icâb ettiğinde ararsın. Bir dost vardır ki hastalık gibidir, o seni arar.” Hadi, kendinizi tahlil edin bakalım, sizin dostluğunuz ve dostlarınız hangi gruba giriyor? Dostlarınız ne kadar çok olursa olsun katiyyen bezginlik göstermeyin. Dostları çoğumsamayacağız, bin dostumuz da olsa. Düşmanlarımızı da bir tane bile olsa azımsamayacağız. Dinimizin düşmanı câmi bile yapsa onu “Mescid-i Dırar” bileceğiz. Dostlarını asla üzmeyeceksin; nasıl olsa onlar sadık diyerek ihmâl de etmeyeceksin. Senin dostluğun eline geçen makam, mevki, şan ve şöhretle birlikte netleşir. Eba Müslim Horasanî’nin enfes bir tespbiti vardır. Levha yapıp duvarlara asılması her gün de okunması gereken bir tespit. O diyor ki: “Onlar, zararlarından emin oldukları için dostlarını uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı. Ama uzaklaştırdıkları dost düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince yıkılmaları mukadder oldu.” Bu meyanda Hz. Ali (RA)’nin bir sözü burada yerini almalı. Diyor ki: “Dostların kâlbini kırmakla düşmanların arzularına hizmet etmiş olursun...” Dostunu-düşmanını tanıyamamak denilen şey de bu olsa gerek. İmam-ı Şâfii rahmetullahi aleyh hazretleri de dostluk hakkında hep kulaklarımızda küpe gibi kalması gereken şu tespitinde der ki: “Zor günde faydası olmayan arkadaş, Düşmanına yakındır kıyaslanırsa, Hangi asırda yaşarsa yaşasınlar, Gerçek dostlar ve kardeşler, Ortaya çıkar o kederli ânlarda...” Batı ve Batılı kafa yapısına sahip kimselerden gerçek dost olmaz. çünkü Batılı insanın kafası bakkal terazisi gibidir. Hep maddî düşünür. Ne kadar menfaat koyarsan o kadar dostluk alırsın. Onların dostluğu, arkadaşlığı, akrabalığı, komşuluğu hep menfaate dayanır. Batılı’nın aklı kendi eliyle yapıp istasyonlara koyduğu gazoz makinesi gibidir. Bu makineye para atmazsan nasıl gazoz çıkmazsa, Batılılara da menfaat vermezsen dostluk alamazsın. Sadece menfaate dayanan Batı dostluğuna kanmak şuursuzluğun neticesidir. Dostlarımıza bakalım; hakiki mi sahte mi? Denemeden de anlayamayız. Muhtaç olduğumuz anlar denemek için bir fırsattır. Şair ümit Yaşar Oğuzcan’ın dost denemesini “Dost Bildiklerim” başlıklı şiirinden buyrun birlikte okuyalım:
Sanırdım gündüzdü onlarla gecem, İçimde ümitti dost bildiklerim. Ne zaman yıkılıp yere düştüysem, Bırakıp da gitti dost bildiklerim. Hepsi varken baharımda, yazımda; Kışın bir burukluk kaldı ağzımda, Seneler senesi oysa gözümde, Cihana eşitti dost bildiklerim. Nerede o sözlere kandığım günler? Her gülen yüzü dost sandığım günler? Acıdan kahrolup yandığım günler, Ta canıma yetti dost bildiklerim. Meydana çıkalı asıl çehreler, Aydınlanmaz oldu artık geceler, Yalanlar tükendi, indi maskeler, Birer birer bitti dost bildiklerim. Korkar oldum bana “dostum” diyenden, Yoksa yok olandan, varsa yiyenden, Ne onlardan eser kaldı ne benden, Beni benden etti dost bildiklerim. Hakiki dost şifadır; onlardan ayrı kalmak ise hastalıktır. Allah (c.c) hayırsız “dost”lardan korusun ve kurtarsın... | | | | | |
 ÜÇ SUAL VE BİR CEVAP
EFENDİM; BANA ALLAH-Ü TEALA’YI GÖSTER DE İNANAYIM DEDİ. ŞİMDİ BU FELSEFİCİ, BAŞININ AĞRISINI GÖSTERSİN DE GÖRELİM!
Mevlana Celaleddin-i Rumi'ye felsefecilerden bir grup geldi.
Sual sormak istediğini bildirir.
Mevla'na Hazretleri bunları Şems-i Tebrizi'ye havale etti.
Bunun üzerine O’nun yanına gittiler.
Şems-i Tebrizi Hazretleri mescit de, talebelerine bir ker¤¤¤le teyemmümün nasıl yapılacağını gösteriyordu.
Gelen felsefeciler üç sual sormak istediklerini belirttiler.
Şems-i Tebrizi; "sorun" buyurdu.
İçlerinden birini sözcü seçtiler.
Hepsinin adına o soracaktı.
Sormaya başladı:
-"Allah var dersiniz.
Ama görünmez, göster de inanalım."
Şems-i Tebrizi Hazretleri;
-"Öbür sorunu da sor" buyurdu. O;
-Şeytanın ateşten yaratıldığını söylersiniz, sonra da ateşle ona azap edilecek dersiniz hiç ateş ateşe azap eder mi? dedi.
Şems-i Tebrizi;
-"Peki öbürünü de sor" buyurdu. O;
-"Ahiret'te herkes hakkını alacak, yaptıklarının cezasını çekecek diyorsunuz.
Bırakın insanları canları ne istiyorsa yapsınlar, karışmayın" dedi.
Bunun üzerine Şems-i Tebrizi, elindeki kuru kerpici adamın başına vurdu.
Soru sormaya gelen felsefeci, derhal zamanın kadısına gidip, davacı oldu. Ve;
-"Ben, soru sordum, o başıma ker¤¤¤ vurdu." Dedi.
Şems-i Tebrizi;
-"Ben de sadece cevap verdim." Buyurdu.
Kadı bu işin açıklanmasını istedi.
Şems-i Tebrizi şöyle anlattı:
-"Efendim, bana Allah-u Teala’yı göster de inanayım dedi.
Şimdi bu felsefeci, başının ağrısını göstersin de görelim." Dedi.
Şems-i Tebrizi; "İşte Allah-u Teala’da vardır, fakat görünmez.
Yine bana, şeytana ateşle nasıl azap edileceğini sordu.
Ben buna toprakla vurdum.
Toprak onun başını acıttı.
Halbuki kendi bedeni de topraktan yaratıldı.
Yine bana; "Bırakın herkesin canı ne isterse onu yapsın.
Bundan dolayı bir hak olmaz." Dedi.
Benim canım onun başına kerpici vurmak istedi ve vurdum.
Niçin hakkını arıyor?
Aramasa ya!
Bu dünyada küçük bir mesele için hak aranırsa, o sonsuz olan Ahiret hayatında niçin hak aranmasın?" Buyurdu.
Felsefeci, bu güzel cevaplar karşısında mahçup olup, söz söyleyemez hale düştü.
Bir garson bile yemeğin sonunda der ki;
"Hesap Lütfen"
Bu hayatın sonunda hesap yok mu ? Zannedersin sen.
Hülasa ; Dünyada hesap yok ibadet var
Ahirette ibadet yok hesap var
Ya Rabbi cümlemizi mizanı ağır, hesabı kolay olanlardan eyle. Amin

|
ASLINDA ŞÜKRETMEK VE GÜZEL GÖRMEK GALİBA BÜTÜN MESELE BUNU YAPABİLMEKTE.SİZ DE MUTLUSUNUZ DEĞİL Mİ?
Evini bi davet sonrası temizlemek için ugrasıyosan:
COK ARKADASIN VAR DEMEKTİR!
faturalarını ödeyebiliyosan:
BİR İŞİN VAR DEMEKTİR!
pantolonun biraz sıkıyorsa:
AC KALMIYORSUN DEMEKTİR!
gölgen seni izliyorsa:
GÜNES ISIGINI GÖRÜYORSUN DEMEKTİR!
otobüsten indiğin yerden isyerine yolu uzun buluyorsan:
YÜRÜYEBİLİYORSUN DEMEKTİR!
hükümet hakkında elestri yapabiliyosan:
KONUSMA ÖZGÜRLÜĞÜN VAR DEMEKTİR!
yanındaki adamın sesinden rahatsız oluyosan:
DUYUYORSUN DEMEKTİR!
camları silmen,çatıyı onarman gerekiyorsa:
BİR EVDE YASIYORSUN DEMEKTİR!
dogalgaz faturan yüklü geliyosa:
ISINIYORSUN DEMEKTİR!
çalar saatin sabahın köründe çalıyosa:
YASIYORSUN DEMEKTİR!
aksamları kendini yorgun hissediyor ve bacakların agrıyorsa:
O GÜN ÜRETİCİ OLMUSSUN DEMEKTİR!
VE BÜTÜN BUNLARIN FARKINA VARABİLİYOSAN:
MUTLUSUN DEMEKTİR!!
DOLAYISIYLA MUTLULUK:sorunsuz bir yasam deil,onlarla basa cıkabilme yetenegidir!!
| |
|
Bize Aşkı Öğret Allah'ım
|
|
|
|
|
|

 Bize Aşkı Öğret Allah'ım
Biz aşkı unuttuk Allah'ım
Önce İbrahim'e öğrettin aşkı. Hiçbir öğretinin ve hiçbir numunenin
olmadığı yalın bir zaman diliminde başladı hayata İbrahim.
Tüm yakınları ve tüm gördükleri,
görmediklerini inkâr eder haldeydi.
Ama sen bırakmadın onu.
Aşkı verdiğine aşkı yazgı kılmıştın çünkü.
Vedûd bir ihsan ile yıldızları astın İbrahim'in göğüne.
Zemheri akşamlarının alazında gözlerinin kıblesine bir avuç dua sürdün.
O duaydı İbrahim'i yıldızlara mahfuz eyleyen.
O yıldızlardı İbrahim'e güneşi gösteren. Güneş ki İsmail'in boynuna bilenmiş bıçağın üstündeki ağlayış.
Ey İsmail'i İbrahim'in aşkına kanıt eyleyen Rabbim.
İbrahim ateşleri suya çevirirken biz serin sularda yanıyoruz.
Ama biz seni unutsak ta sen bizi unutmazsın biliyorum.
Bize de ateşleri güle çevirecek bir muştu ver, ey gök kuşlarının kanatlarına umut haleleri dokuyan Rabbim.
Ver ki yeryüzüne adını fısıldayan güller yetişsin üzerimizde.
Ey karıncanın göğsüne aşkı mimleyen Allah'ım!
Yusuf'u gölge kıl güneşimize.
Gömleğimizdeki kan lekeleri onun sevdasıyla dokunsun.
Züleyha'nın yağmurları andıran güzelliğine karşı bize Yusufluk ver.
Yalancı güneşlerin yaldızlarıyla aydınlanırken çağ,
bizleri aşkın zindanında karanlığa mahkum et. En güzel rüyaları karanlığa
en çok alışan gözlere nasip edersin biliyorum.
Düştüğümüz bu kuyunun sonu yok Rabbim.
Bize Yusuf'un ceylan karası gözlerinden damıttığın kavli rüyaları bahşet.
Yakup eyle bize geceyi Rabbim.
Sabrın ve inancın kesiştiği izdüşümde bize teslimiyetin esrarını ver.
Acıdan kör olmuş bir çift göz ile aşkın sonsuz diyarını gözlemeyi nasip et.
Kalbimize nisyan ile gömdüğümüz sırları ifşa et Rabbim.
Gizli bir aşk koy gönlümüzün çerağına.
Ki hazineler gizli olduğu için değerlidir biliyorum.
Bize öyle bir Yakupluk verki;
bir Yusuf için binlerce gözümüzü sabrın ateşiyle milleyelim.
Bizleri sonsuz merhametinle cezalandır Rabbim.
Biz ki bir Mim esrarında uyandık Nûn'a.
Tüm harflerin ortasında üç harfin kudsiyetine iman ettik.
Ve tüm süruriyetimizle ah minel aşk dedik.
Aşkı mukadder eyle kalbimize ey Aşkın Sahibi.
Etrafımıza örülen tel örgülere karşı bize direnecek güç ver.
Kınayanların karşısında Musa'nın âsâsı eyle kalbimizi.
Tüm görkemli ihtişamların ve
tüm işkencelerin arasında hepsine karşı koyabilecek bir inanç ver.
Haykırmamıza ve bağırmamıza izin verme Rabbim.
Meryem'e nasip ettiğin suskunluk ile beze sesimizin ehrâmını.
Ve Muhammed.
Aşkı var eylediğin güzellik aynası.
Yetim bir ağacın yapraklarında ışıldayan nur halelerinin adı.
Muhammed.
Bize O'nun güzelliğinden sıçrayan tüm zerrecikleri nasip et Allah'ım.
O ki aşksızlıktan taş kesilmiş bir şehrin taşlarına bile aşkı öğretti.
Bilal'in göğsündeki kayadan dökülen gözyaşlarına şahidiz Yarabbi.
Taif'li çocukların küçücük ellerinden fırlayan taşların hüznüne şahidiz Yarabbi. Şahidiz aşka ve aşkın imanına.
Bize Peygamber'in ayak izlerinden derlenen gül kokularını nasip et.
O'nun muhlis yüzündeki esrarı çiz gözlerimize.
Biz aşkı unuttuk Allah'ım.
Bize sevmeyi öğret.
Tüm kainatı temizleyen bir rahmet yağmuru gibi.
Tüm yağmurları ellerindeki duaya râm eyleyen Hak aşıkları gibi.
Bize aşkı öğret Allah'ım.
Dua edenin, 'Rabbim' demesi, Allah'in 'efendim' demesinin ta kendisidir...
Hayatta olduğunuz müddetçe, ömrü fırsat biliniz. Bir müddet sonra hayat kapısı kapanacak, bu dünyadan ayrılacaksınız. Gücünüz yettiği müddetçe hayırlı işler yapmayı ganimet biliniz. Tövbe kapısı açıkken ve elinizde bu imkan varken bunu fırsat biliniz. Tövbe ediniz. Dua etmeye imkanınız varken, dua ediniz. Salih kimselerle beraber olmayı fırsat biliniz.” Abdulkadir-i Geylani (K.S)
|
|
|
|
|
|
 hayırlı cumalar May 22
|
|
susmak Gözyaşlarının kelimelerin manalarını yıkadığı bir saatte susmak Yürek sevdasının yangınıyla yanmayan bir gönüle sevdayı anlatmadan susmak… Gidişlerin hicranına bürünmüş bir sabahın ufkunda Elvedaları dilimizden düşürmemek adına susmak… Garipliğin sancısının simanda çizildiği bir vakitte
susmak… Ah ve ofların bahçesinde boy verdiği sitemkâr hanenin önünden geçerken susmak… Bakışların manidarlığından sıyrıldığı bir vakitte
susmak… Gönül kapılarının yüzüne kapandığı ve ikindinin hüznünü yürekte hissettiğinde susmak… Gecenin karanlıklar Ummanlarında alabora olduğunda, Yunus’a seslenen Rahmani sesi kulaklarında ağırlamak adına susmak… Musa’nın Tur-u Sina’daki duasına yürekler çatlatırcasına amin deyip susmak… Yusuf’un nefsinin karayeline kapılmadığı ve edep meltemiyle arındığı bir vakitte susmak Yakup’un gözler dağlayan hicranına teselli olacak kelimelerinde, Yusuf’un kanlı gömleğiyle paramparça olduğu zamanda susmak…

Susmak… Sevgiliye meftun bulutun sevdası karşısında
susmak… Gafletin elinden Nur_u Dilaranın cemaline savrulan taşların mahcubiyetiyle susmak… Hicretle ayrılığa mahkum edilen Mekke’nin hicranına bürünerek susmak… En şerefli ağaç olarak bilinen hutbelerin yoldaşının ardın sıra özlemden kuruduğu anda susmak Ebu Bekir’in babasını can dostta feda ettiği yarenliğin en yüce mertebesinde, Ömer’in sevdasına bürünüp, adaletiyle gönülleri fethettiği, bir vakitte Osman’ın edebiyle melekleri bile hayran bıraktığı Ali’nin bedeninin küçüklüğüne aldırmadığı, yüreğinin büyüklüğüyle ölüme meydan okuduğu bir vakitte susmak… Ensar ve Muhacirin gönüllerindeki muhabbetti simalarındaki akse yansıdığı bir anda susmak… Bilal-i Habeşi’nin ALLAH BİRDİR sözüne mazhar olduğun saniyede susmak… Ve Sevgilinin ikliminde dolaşan tüm varlıkların dili kelamından dökülenleri duyduğun anda susmak… Dildeki savunmaların anlamlarını yitirdiği, uvuzların bir bir dile geldiği bir vakitte susmak… Dünyalık kelamların varlığının hiçliğe sürüklediği bir gecede susmak… Söylenmemiş cümlelerin dahi tek ve yegane dinleyicisi olan HAKK’ın huzurunda susmak… İhlası derinliklerinde saklayan yüreğin konuştuğu bir vakitte Günahkar bir dilin haykırışına prangalar vurup
susmak… Dünya rıhtımından, ukba okyanusuna
  
| |
|
|
|
Keşke her zaman acizligimizin farkinda olabilsek.
Devamli tevbe dilimizden düşmese...
Bazi zamanlar içinde olduğumuz o ruh hali devamli olsa...
Canli tutabilsek o halimizi...
işte o zaman keşke demezdik.
Ama bence önemli olan her şey için çok geç olduğunda keşke dememek öyle degil mi?
Üzerimize beyaz kefeni giydirip,
kara toprakla kapladiklarinda,
arkamizda Fatihalar,
Yasinler okunduğunda yine keşke diyeceğiz. Yalvaracağız:"
Nolur bir firsat daha.
Herşeyi daha iyi yapacağim,
iyi insan, iyi bir kul, iyi bir anne, iyi bir arkadaş, eş... Olacağim Rabbim söz veriyorum.
Nolur bir firsat daha ver."
Sonra bana denecek ki:
" ÇOK GEÇ ARTIK."
|
|
|
|
|