hatice's profileHATİCE' NİN ALANINA HOŞG...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    May 22

    .

    susmak

      

     

    Premio_Amistad.gif picture by gems_arts

    susmak
    Gözyaşlarının kelimelerin manalarını yıkadığı bir saatte susmak
    Yürek sevdasının yangınıyla yanmayan bir gönüle sevdayı anlatmadan susmak…
    Gidişlerin hicranına bürünmüş bir sabahın ufkunda
    Elvedaları dilimizden düşürmemek adına susmak…
    Garipliğin sancısının simanda çizildiği bir vakitte Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

    susmak…
    Ah ve ofların bahçesinde boy verdiği sitemkâr hanenin önünden geçerken susmak…
    Bakışların manidarlığından sıyrıldığı bir vakitte Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

    susmak…
    Gönül kapılarının yüzüne kapandığı ve ikindinin hüznünü yürekte hissettiğinde susmak…
    Gecenin karanlıklar Ummanlarında alabora olduğunda,
    Yunus’a seslenen Rahmani sesi kulaklarında ağırlamak adına susmak…
    Musa’nın Tur-u Sina’daki duasına yürekler çatlatırcasına amin deyip susmak…
    Yusuf’un nefsinin karayeline kapılmadığı ve edep meltemiyle arındığı bir vakitte susmak
    Yakup’un gözler dağlayan hicranına teselli olacak kelimelerinde,
    Yusuf’un kanlı gömleğiyle paramparça olduğu zamanda susmak…

    Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

    Susmak…
    Sevgiliye meftun bulutun sevdası karşısında Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

    susmak…
    Gafletin elinden Nur_u Dilaranın cemaline savrulan taşların mahcubiyetiyle susmak…
    Hicretle ayrılığa mahkum edilen Mekke’nin hicranına bürünerek susmak…
    En şerefli ağaç olarak bilinen hutbelerin yoldaşının ardın sıra özlemden kuruduğu anda susmak
    Ebu Bekir’in babasını can dostta feda ettiği yarenliğin en yüce mertebesinde,
    Ömer’in sevdasına bürünüp, adaletiyle gönülleri fethettiği, bir vakitte
    Osman’ın edebiyle melekleri bile hayran bıraktığı
    Ali’nin bedeninin küçüklüğüne aldırmadığı, yüreğinin büyüklüğüyle ölüme meydan okuduğu bir vakitte susmak…
    Ensar ve Muhacirin gönüllerindeki muhabbetti simalarındaki akse yansıdığı bir anda susmak…
    Bilal-i Habeşi’nin ALLAH BİRDİR sözüne mazhar olduğun saniyede susmak…
    Ve Sevgilinin ikliminde dolaşan tüm varlıkların dili kelamından dökülenleri duyduğun anda susmak…
    Dildeki savunmaların anlamlarını yitirdiği, uvuzların bir bir dile geldiği bir vakitte susmak…
    Dünyalık kelamların varlığının hiçliğe sürüklediği bir gecede susmak…
    Söylenmemiş cümlelerin dahi tek ve yegane dinleyicisi olan HAKK’ın huzurunda susmak…
    İhlası derinliklerinde saklayan yüreğin konuştuğu bir vakitte
    Günahkar bir dilin haykırışına prangalar vurup Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

    susmak…
    Dünya rıhtımından, ukba okyanusuna

    Shible 

    .

     
    Daha fazla bilgi
     

    Keşke her zaman acizligimizin farkinda olabilsek.
    Devamli tevbe dilimizden düşmese...
    Bazi zamanlar içinde olduğumuz o ruh hali devamli olsa...
    Canli tutabilsek o halimizi...
    işte o zaman keşke demezdik.
    Ama bence önemli olan her şey için çok geç olduğunda keşke dememek öyle degil mi?
    Üzerimize beyaz kefeni giydirip,
    kara toprakla kapladiklarinda,
    arkamizda Fatihalar,
    Yasinler okunduğunda yine keşke diyeceğiz. Yalvaracağız:"
    Nolur bir firsat daha.
    Herşeyi daha iyi yapacağim,
     iyi insan, iyi bir kul, iyi bir anne, iyi bir arkadaş, eş...
    Olacağim Rabbim söz veriyorum.
    Nolur bir firsat daha ver."
    Sonra bana denecek ki:
    " ÇOK GEÇ ARTIK."

    Shible

     

     

    May 20

    .

    EFENDİM SEN BİR GECE GELSEYDİN


      EFENDİM 
    SEN BİR GECE GELSEYDİN
    Güneş görmüş kar tanesi olur erirdim
    SEN göğüm oludun ben de yıldızın
    Gündüzlere döner yürür giderdim

      EFENDİM 
    SEN BİR GECE GELSEYDİN
    Kuru ağaçta sallanan yaprak olur titrer dururdum
    SEN toprağım olurdum ben de yaprağın
    Dalda durmaz düşer SANA dönerdim

      EFENDİM 
    SEN BİR GECE GELSEYDİN
    Ilık bir meltem olur
    Köşe bucak demez eser dururdum
    SEN gülüm olurdun ben de bülbülün
    SANA söyleyecek yüzlerce nağme bulurdum

      EFENDİM 
    SEN BİR GECE GELSEYDİN
    Çok çiçekli bahar olur SANA koşardım
    SEN dalım olurdun ben de tomurcuğun
    Rüyasına girerdin bin bir çoçuğun

      EFENDİM 
    SEN BİR GECE GELSEYDİN
    Bulutuna kavuşmuş yağmur olur SENİ arardım
    SEN yuvam olurdun, ben de yavru kuşun
    Uçar gelir kenarına konardım

      EFENDİM 
    SEN BİR GECE GELSEYDİN
    Sahilini bulmuş dalga olur dururdum
    SEN denizim olurdun ben de tek damlan
    Büyüklüğünde küçüklüğün olurdum

      EFENDİM 
    SEN BİR GECE GELSEYDİN
    Yıldız yüzlü bir çoçuk olur yine beklerdim
    SEN çiçeğim olurdun ben de kelebeğin
    Kırılsa kanadım gönlünde emeklerdim

      EFENDİM 
    SEN BİR GECE GELSEYDİN
    Parmaklarından akan suyu kana kana içerdim
    SEN pınarım olurdun ben de yanık kuzun
    İçtikçe kendimden geçerdim

      EFENDİM 
    SEN BİR GECE GELSEYDİN
    Aşkınla hilal olur parçalanırdım
    SEN güneşim olurdun ben de yıldızın
    Işığını açtıkça aydınlanırdım
     
      EFENDİM 
    SEN BİR GECE GELSEYDİN
    BİRKERECİK GELSEYDİN
    YOK YOK...
    KEŞKE...
    HER GECE GELSEYDİN.....

    .

    17 Nisan

     

     

     

     

     

     

     

    (9 Zilhicce l0 H./8 Mart 632 M. Cuma)
    Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi'nin ortasında 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitabetti.
     
    Bismillahirrahmanirrahim
    "Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah'dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi, ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür. "
     
    Ey Nâs!
    Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedî olarak bir daha berâber olamayacağım.
     
    İnsanlar!
    Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz Mekke nasıl kutsal bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, nâmus ve şerefiniz de öylece mukaddestir; her türlü tecâvüzden masûndur.
     
    Ashâbım!
    Yarın rabbınıza kavuşacaksınız. Bugünkü her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız. Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsinler. Olabilir ki, bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak hıfzetmiş olur.
     
    Ashâbım!
    Kimin yanında bir emânet varsa, onu sâhibine versin . Fâizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Fakat aldığınız borcun aslını ödemek gerekir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle bundan böyle fâizcilik yasaktır. Câhiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdülmuttalib'in oğlu amcam Abbas'ın fâiz alacağıdır.
     
    Ashâbım!
    Câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası, Abdülmüttalib'in torunu (amcalarımdan Hâris'in oğlu) Rabîanın kan davasıdır.
     
    Ey Nâs!
    Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu konuda Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah'ın emâneti olarak aldınız. Onların nâmus ve ismetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki haklarınız, âile nâmusu ve şerefinizi kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer onlar sizden izinsiz râzı olmadığınız kimseleri âile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz. Kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise, örfe göre her türlü (meşru ihtiyaçlarını), yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.
     
    Mü'minler!
    Size iki emânet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emânetler, Allah'ın kitabı Kur'ân ve O'nun Peygamberinin sünnetidir.
     
    Ey Nâs!
    Devâmlı dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü duruma dönmüştür. Bir yıl, l2 aydır. bunlardan 4'ü Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep hürmetli aylardır.
     
    Ashâbım!
    Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden nüfûz ve saltanatını kurma gücünü ebedî olarak kaybetmiştir. Fakat size yasakladığım bu şeyler dışında, küçük gördüğünüz şeylerde ona uyarsanız, bu da onu sevindirir. ona cesâret verir. Dininizi korumak için bunlardan da uzak kalınız.
     
    Mü'minler!
    Sözümü iyi dinleyin, iyi belleyin. Rabbınız birdir, babanız birdir. Hepiniz Âdem'densiniz, Âdem de topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy sop üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük, ancak takvâ iledir. Müslüman müslümanın kardeşidir. Böylece bütün müslümanlar kardeştir. Gönül hoşluğu ile kendisi vermedikçe, başkasının hakkına el uzatmak helâl değildir. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyin. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara tebliğ etsinler.
     
    Ey Nâs!
    Cenâb-ı Hak Kur'an da her hak sahibine hakkını vermiştir. Mirâsçı için ayrıca vasiyyet etmeye gerek yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa, ona âittir. Zina eden için ise mahrûmiyet vardır. Babasından başkasına soy (neseb) iddiâsına kalkışan soysuz, yahut efendisinden başkasına intisâba yeltenen nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lânetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın. Cenâb-ı Hak böylesi insanların ne tevbelerini ne de adâlet ve şâhitliklerini kabûl eder.
     
    Ashabım!
    Alllah'tan korkun, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, malınızın zekatını verin, âmirlerinize itaat edin. Böylece Rabbınızın Cennetine girersiniz.
     
    Ey Nâs!
    Yarın beni sizden soracaklar, ne dersiniz? Ashâbı kiram:
    - Allah'ın dinini teblîg ettin, vazîfeni hakkıyla yaptın, bize nasihat ve vasiyette bulundun, diye şehadet ederiz, dediler.
    Rasûlüllah (s.a.s.) mübarek şehâdet parmağını göğe doğru kaldırdı, cemâat üzerine çevirip indirdikten sonra üç defa:
     
    Şâhid ol Yâ Rab!
    Şâhid ol Yâ Rab!
    Şâhid ol Yâ Rab!
     
    buyurdu.

    ">İleti gönder | Sabit Bağlantı | İzleme notlarını görüntüle (5) | Bloga al

    .

    PayLAski ResimPayLAski Resim
    Sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım!

    Âşıktan mâşuka bir hitaptı bu... En vefâlı âşıktan, âlemleri hürmetine yarattığı habîbine bir hitap... Doğumuyla kâinatı şereflendiren, bereketlendiren, aydınlatan güzele, güzeller güzelinden bir sesleniş...

    O kadar ki, Âdem aleyhisselâm dahi, "Muhammed hürmetine ya İlâhî!" diyerek niyazda bulundu da, Rahmân olan Allah, bu ismi nereden bildiğini sorduğunda ona, o cevâben...

    "Sen yâ Rabbî! Sen beni yarattığında, arş-ı âlâ'da ikinizin ismini bir arada gördüm. Sen, sevmediğin birinin adını, kendi adınla birlikte bulundurmazsın..." dedi.

    Allah, sevmediği birinin ismini, kendi ismiyle birlikte bulundurmazdı evet... O, Muhammed'i sevdi ve ona hitapların en içlisi ile seslendi Kur'ânında: Habîbim...

    Sevgi, mayasıydı yaratılışın... Aşk, ateşiydi... Kullarını her biri birbirinden başka biçimlerde şekillendiren Hak, bir hamur misâli farklı şekiller almaya müsâit kıldığı insanı, aşk ile pişirdi.

    "Hamdım, piştim, yandım!" diyen âşıklar, O'nun bu ateşinden nasibini alan bahtiyarlardı.

    Allah, Habîbi hürmetine yarattığı her kulunu sevdi. Sevdi de, her birinin kalbine, ismini nakşeyledi. Sevmese, emanet eder miydi lâfzını gönüllerimize? Allah, bizi sevdi... Ve aslında, Habîbullah'ın gönlünde, bambaşka bir tecellîyle hayat bulan sevda, her bir kulda da ayrı tecellîlerle yaşamaya devam etti.

    Sevenler bildiler ki, rehber Rasûlullah'tır. Zira Allah, aşkının bir ifşâsı niteliğinde, herkesi, Sevgilisini sevmeye, O'na uymaya davet ediyordu. Böylece, bir olmanın, sevgilide fâni olmanın ilk dersini de veriyordu tüm insanlığa... Vakit gelip de rûhunu teslim alacağı zaman Azrâîl, Allah'ın emri ile soracaktı Habîbullâh'a: Dünyayı mı, yoksa Rahmân'ın katındakini mi istersin? Bir kuldu ama, işte, Allah, hayatla ölüm arasındaki tercihi O'na bırakıyor, dilerse al, dilerse orada kalsın diyordu... Dilerse al getir yanıma sevgiliyi... Dilemezse zorlama...

    Seven, sevdiğine karşı gelir mi? Âşık diler de sanki, mâşuk dilemez mi vuslatı? Bir âşık ki, bir elime ay, bir elime de güneş verseniz, yine de dâvamdan dönücü değilim diyecek kadar bağlı... Öyle bir Âşık ki, nefsi için zerre kadar hiddetlenmediği halde, Allah'a ve O'nun hükmüne düşman olanlarla savaşacak kadar celâlli...

    Bir yanda, çocuklarımızı öpmeyiz diyen bir bedevîye, "Allah, senin kalbinden merhameti söküp almışsa, ben ne yapabilirim?" diye soracak kadar yumuşak; diğer yanda, "Gözümün nûru Fâtıma! Sakın babana
    güvenip de sapmaya kalkma!

    Hırsızlık yapmış olsan, senin de elini Allah'ın emriyle keserim!" diyecek kadar âdil...

    Hira'da, Cebrâil ile ilk karşılaşmasının ardından, koşar adımlarla ve titreyerek Hatîce'nin sinesine sığınan ve "Beni örtün! Beni örtün!" nidâsıyla bir rahatlamaya ihtiyaç duyan da O...

    Durulmuş ve sükûnete kavuşmuş gönlü ile Kâbe'de namaz kılarken, sırtından aşağı kilolarca işkembe boşaltan zavallıya, hiçbir tepki vermeden, secdesini uzatan da...

    Sen, Rabbimin Habîbi!

    Sen, Rahmet peygamberi!

    Sen, hürmetine güllerin ve dikenin yaratıldığı güzel!

    Sen, gönlü buruk yetim!

    Sen, masum ve öksüz!

    Sen, gittiği her yere bereket götüren!

    Sen, altı ciğer pâresini de yitirdiği halde, yine de Allah! diyecek kadar râzı!

    Sen, gönlünün gülü Hatice'yi, ömrü boyunca unutmayacak kadar hayırlı!

    Sen, Zeyd'in ana- babasına tercih edeceği kadar merhametli!

    Sen, Ebû-Bekir'in gönlündeki güzel!

    Sen, Ömerin kılıcını gül ile parçalayan...

    Sen, gidişiyle Fâtımâ'nın yüreğini dağlayan . .

    .

     

     

     

     

    .

    May 17

    .

    Sevgiler vardır ya hani...

     
     
     

     

     

     

     

     Photobucket Photobucket

     

     

     

     

                    

     

     

                                          EyNebi...   

    Ey...Gözlerinde cenneti saklayan, ayağını bastığı yerler cennet kokan nebi!...

    Ey...Yaradan''ın en güzel eseri!. "Sen olmasaydın, sen olmasaydın..
    alemleri yaratmazdım!." dedigi!....Var oluşunun şerefine, bütün varlığı hediye ettiği!...

    Ey...Insanoğlunun ufku - en güzel insan.. Allah''ın sevgilisi, kainatın gözbebeği!...

    Ey...Rahmeten li ' l-alemin!...

    Senden şefaat dilenen biçarelerin en sefiliyim, desem.. şefaat eder misin?...

    Ey..Kupkuru çölleri cennete ceviren gül!...

    Ey...Gönlünden gül dökülen resul!...

    Küçük kız çocuğunun elinden tutup da giden, kuşu ölen çocuğa
    başsağlığı dileyen.. Gözlerinden yaş dökülen devenin gözyaşlarını silen resul!...

    Benim de gözümün yaşını siler misin?...

    Küçük kız çocuğunun tuttuğu gibi tutsam elinden; yüreğimden binlerce
    kuş uctu, bin''i de öldü desem.. Bana cennet kuşlarından bir kuş bahşeder misin?...


    Ey; Islam''ın peygamberi!..Sevda ikliminin, en güzel mevsiminin..En güzel çiçeği!...Ama mahzun, ama kederli...

    Daima düşüncede, daima hüzün icinde ömründe, bir defa bile, kahkahayla gülmemiş.. gül yüzlü, güler yüzlü sevgili!...

    Gözlerimi yumsam, ve hülyana dalsam.. O gül kokulu gülüşün ile, benim de gözlerimin içine güler misin?.

    Bir kerecik olsun seni düşünerek başımı koyduğum olmuşsa yastığıma,
    tutunduğum olmuşsa sana ve senin sevdana.. Işte onun, işte onun hatrına!...

    Ey...Gözünü sevdiğim, özünü sevdiğim, sözünü sevdiğim!...

    Ey...Gönlümün sultanı efendim!...Ümidim, muradım, kurtarıcım, mujdecim...

    Seninle Kevser havuzunun başında bulusabilecek miyim?...Desem.. Bulundugun yerden, yüreğime bir damla su serper misin?...

    Seni sevsem!... Cok, cok sevsem!... Öyle cok sevsem ki sen koksa özüm,
    yüreğim.. Sen koksa nazım, edam.. Gönlüm sen dolsa, benim herşeyim sen olsan!...

    Ali''n, Fatıma''n gibi olsam!... Seni, onlar gibi seviyor olsam.. Sen de beni, onları sevdiğin gibi sever misin?...

    Ey...Bize bizden daha ziyade merhamet eden!... "Ümmetim, ümmetim!." diyerek, üstümüze titreyen!...

    Ey...En ziyade muhtacımız, en cok isteyenimiz!... Bizi, Hak''tan dileyenimiz!...

    Sen, umanı umutsuzluğa düşürmezsin!... Sen, senden isteyeni geri çevirmezsin!...

    Senden, senin rahmetini dilesem...Ey alemlere rahmet olsun diye gönderilen, banada rahmet eder misin?...

    Ey Rahim!... Ve...Ey Kerim!...

    Asr-ı saadet''ten değilim!... Kokladığın gül, soludugun hava, yediğin hurma, içtiğin süt, okşadığın kuzu, bindiğin deve, avuçladıgın kum dahi değilim!... Bir kez olsun, yüzüne yüz sürmedim!...

    Lakin ben, senin.. "Kardeşlerim!." dediğindenim!. Ve sana ve sünnetine revan olmak isteyenlerdenim!... Ve lakin daha hala sevgili Veysel Karani''nin tırnağının ucu misali bile değilim, desem... Bana da hırkandan gönderir misin?...

    Doğduğun günün, gecenin hürmetine... Bu gün ve gece yüreğime, bir nur olup düşer misin?...

    Sevgili Peygamberim!... Rabbim sana ve, senin al ve ashabına...Ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları ve yağmurların damlaları sayısınca salat, selam ve bereketler ihsan eylesin amin!...

    ...Ben a$kı Yalnız Sana Yakı$tığı için Sevdim...(ALINTI)

     

     

     

     

    Yollar sensiz ;yarını bekler ,
    Yürek sensiz ;hasreti yükler,
    Bu can sensiz ;baharı neyler ??
    Şehir sessiz ,sokak sensiz....

    Öteleri soluklayan bir çift gözüm;
    Seni özleyen bir gönlüm var Efendim

    (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)... 

           

                         

     

                                                                                                                                                                         
    May 16

    .

     

     

     

     

    İNSANLARI YALNIZCA BANA İBADET ETSİNLER DİYE YARATTIM 

     

     

     

     

    .

     

     

     

     

     

     

       

          

    Dedim: Çok yalnızım.
    Dedin: ... فَإِنِّي قَرِيبٌ Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186
    Image Hosted by ImageShack.us

    Dedim: Evet biliyorum sen bana yakınsın ama ben senden uzağım, keşke ben de sana yakın olabilseydim.
    Dedin: وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَ دُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ
    Rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Araf-205

    Image Hosted by ImageShack.us
     
    Dedim: Buda senin yardımını ister
    Dedin: أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ ALLAH'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Nur-22

    Image Hosted by ImageShack.us

    Dedim: Tabii ki, beni affetmeni çok isterim.
    Dedin: وَاسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ(Öyleyse)Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tövbe edin. Gerçekten benim rabbim, esirgeyendir, sevendir. Hud-90

    Image Hosted by ImageShack.us

    Dedim: Çok günahkârım, bu kadar günahla ben ne yaparım?
    Dedin:أَلَمْ يَعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ ALLAH'ın, kullarının tövbesini kabul edeceğini.. ve ALLAH'ın tövbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğunu hâlâ bilmezler mi? Tevbe-104.

    Image Hosted by ImageShack.us
     
    Dedim: Defalarca tövbe edip tövbemi bozdum, artık yüzüm kalmadı.
    Dedin: اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ (2) غَافِرِ الذَّنبِ وَقَابِلِ التَّوْبِِ ALLAH aziz ve bilendir, o günahları bağışlayan ve kullarının tövbesini kabul edendir. Ğafir-2/3.

    Image Hosted by ImageShack.us


    Dedim: Bunca günahım var,hangisinin tövbesini yapayım?!
    Dedin: إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًاALLAH bütün günahları bağışlayandır. Zümer-53.

     
    Image Hosted by ImageShack.us

    Dedim: Yani yine gelsem yine beni bağışlar mısın?
    Dedin: وَ مَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُALLAH'tan başka günahları bağışlayacak olan yoktur. Ali İmran-135.

    Image Hosted by ImageShack.us


    Dedim: Ne kadar güzelsin ALLAH'ım! Bilmiyorum bu sözlerin karşısında niçin böylesine içim içime sığmıyor ve erimeye başlıyorum, seni çok seviyorum.
    Dedin: إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَ يُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ Şüphesiz ki ALLAH tövbe edenleri ve temizlenenleri sever.
    Birden 'İlahım ve Rabbim benim senden başka kimim var' dedim.
    Sen de أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ
    'ALLAH kuluna yetmez mi?' (Zümer-36) dedin.

    Image Hosted by ImageShack.us


    Dedim: Sen ki beni bu kadar çok seviyorsun ve bana karşı bu kadar iyisin ben ne yapabilirim?
    Dedin: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا (41) وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا (42) هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا
    Ey inananlar! ALLAH'ı çokça zikredin. Ve O'nu sabah-akşam tesbih edin. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen Odur. Melekleri de size istiğfar eder. ALLAH, müminlere karşı çok merhametlidir. Ahzap-41/43.

    Image Hosted by ImageShack.us

    Kendi kendime dedim: ALLAH'ım seni çok seviyorum
    .

     

    ALLAH'IN 99 İSMİ

     

     

     

     

     

           

     

     

     


     

     


     




     

    ESMAÜ'L-HÜSNA 

     
    1. allah: her ismin vasfını ihtiva eden öz adı.
    2. er-rahman: dünyada bütün mahlukata merhamet eden, şefkat gösteren,ihsan eden.
    3. er-rahim: ahirette, müminlere acıyan.
    4. el-melik: yaratıcı, kainatın sahibi.
    5. el-kuddus: her noksanlıktan uzak.
    6. es-selam: her tehlikeden selamete çıkaran.
    7. el-mümin: iman nurunu veren.
    8. el-müheymin: her şeyi görüp gözeten.
    9. el-aziz: mutlak galip, karşı gelinemez.
    10.el-cebbar: dilediğini yapan ve yaptıran.
    11.el-mütekebbir: büyüklükte eşi yok.
    12.el-halık: yaratan, yoktan var eden.
    13.el-bari: her şeyi kusursuz yaratan.
    14.el-musavvir: varlıklara sûret eden. onları birbirinden ayıran özellikte yaratan.
    15.el-gaffar: günahları mağfiret eden.
    16.el-kahhar: her istediğini yapacak güçte.
    17.el-vehhab: karşılıksız nimet veren.
    18.er-razzâk: her varlığın rızkını veren.
    19.el-fettah: her türlü sıkıntıları gideren.
    20.el-alim: gizli açık, geçmiş, gelecek her şeyi, ezeli ve ebedi ilmi ile çok iyi bilen.
    21.el-kabıd: rızıkları daraltan, ruhları alan.
    22.el-basıt: rızıkları genişleten, ruhları veren.
    23.el-hafıd: kafir ve facirleri alçaltan.
    24.er-rafi: şeref verip yükselten.
    25.el-mu'ız: dilediğini aziz eden.
    26.el-müzil: dilediğini zillete düşüren.
    27.es-semi: mükemmel işiten.
    28.el-basir: gizli açık, her şeyi iyi gören.
    29.el-hakem: mutlak hakim, hakkı batıldan ayıran.
    30.el-adl: mutlak adil, yerli yerinde yapan.
    31.el-latif: lütfeden, her şeye vakıf.
    32.el-habir: her şeyden haberdar.
    33.el-halim: cezada acele etmeyen, hilm sahibi.
    34.el-azim: büyüklükte benzeri yok.
    35.el-gafur: affı, mağfireti bol.
    36.eş-şekur: az amele, çok sevap veren.
    37.el-ali: yüceler yücesi.
    38.el-kebir: büyüklükte benzeri yok.
    39.el-hafiz: her şeyi koruyucu olan.
    40.el-mukit: her çeşit rızkı yaratan.
    41.el-hasib: kulların hesabını en iyi gören.
    42.el-celil: celal ve azamet sahibi.
    43.el-kerim: keremi bol, karşılıksız veren.
    44.er-rakib: her varlığı her an gözeten.
    45.el-mucib: duaları kabul eden.
    46.el-vasi: rahmet ve kudret sahibi, ilmi ile her şeyi ihata eden.
    47.el-hakim: her şeyi hikmetle yaratan
    48.el-vedud: iyiliği seven, iyilik edene ihsan eden. sevgiye layık olan.
    49.el-mecid: zatı şerefli, nimeti, ihsanı sonsuz.
    50.el-ba'is: peygamber gönderen, meşherde ölüleri dirilten.
    51.el-şehid: her an her yerde hazır ve nazır.
    52.el-hak: varlığı değişmeden duran. var olan, hakkı ortaya çıkaran.
    53.el-vekil: kulların işlerini bitiren.
    54.el-kavi: kudreti en üstün ve hiç azalmaz.
    55.el-metin: kuvvet ve kudret benbaı.
    56.el-veli: müminleri seven, yardım eden.
    57.el-hamid: hamd ve senaya layık.
    58.el-muhsi: varlıkların sayısını bilen.
    59.el-mübdi: maddesiz, örneksiz yaratan.
    60.el-mu'id: yarattıklarını yok edip, sonra tekrar diriltecek olan.
    61.el-muhyi: mahluklara can veren.
    62.el-mümit: her canlıya ölümü tattıran.
    63.el-hayy: ezeli ve ebedi bir hayat ile diri.
    64.el-kayyum: zatı ile kaim, mahlukları varlıkta durduran.
    65.el-vacid: hiçbir şey kendine gizli değil.
    66.el-macid: keremi, ihsanı bol olan.
    67.el-vahid: zat, sıfat ve fiillerinde benzeri ve ortağı olmayan, tek olan.
    68.es-samed: hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, herkesin muhtaç olduğu merci.
    69.el-kadir: kudret sahibi, dilediğini yapan.
    70.el-muktedir: dilediği gibi tasarruf eden, her şeyi kolayca yaratan, kudret sahibi.
    71.el-mukaddim: şerefte birini öne alan.
    72.el-muahhir: dilediklerini tehir eden.
    73.el-evvel: ezeli, varlığının başlangıcı yok.
    74.el-ahir: ebedi, varlığının sonu yok.
    75.ez-zahir: yarattıkları ile varlığı açık.
    76.el-batın: aklın tasavvurundan örtülü.
    77.el-vali: bütün kainatı idare eden.
    78.el-müteali: son derece yüce.
    79.el-ber: iyilik ve ihsanı bol.
    80.et-tevvab: tevbeleri kabul eden.
    81.el-müntekım: asilere ceza veren.
    82.el-afüvv: affı çok, günahları yok eden.
    83.er-rauf: çok merhamet eden, şefkatli.
    84.malik-ül mülk: mülkünde hakim.
    85.zül-celali vel ikram: celal, azamet, şeref, kemal ve ikram sahibi.
    86.el-muksıt: mazlumların hakkını alıcı.
    87.el-cami: iki zıddı bir arada bulunduran.
    88.el-gani: ihtiyaçsız. her şey ona muhtaç.
    89.el-mugni: ihtiyaç gören, fazlıyla doyuran.
    90.el-mani: dilemediklerine mani olan.
    91.ed-dar: elem, zarar verenleri yaratan.
    92.en-nafi: menfaat veren şeyleri yaratan.
    93.en-nur: zatı açık ve alemleri nurlandıran.
    94.el-hadi: hidayet veren.
    95.el-bedi: misalsiz, örneksiz yaratan.
    96.el-baki: varlığı ebedi olan.
    97.el-varis: her şeyin asıl sahibi olan.
    98.er-reşid: irşada muhtaç olmayan.
    99.es-sabur: ceza vermede, acele etmez.

                                                                                             

     

                                                    

                                          

                                                                                                                        

     

     

    .



    Seviyoruz Seni Ey Sevgili..


    Sen, Sen ki bize tüm kırgınlıkların ve düşmanlıkların kol gezdiği bir millete inat kardeşlerim diye hitap ettin sevgili, biz ise senin kardeşliğine layık olamasak ta seviyoruz seni.
    Seviyoruz bir gül gibi , seviyoruz senin bizi sevdiğin gibi;
    Hiraya çıkar gibi seviyoruz, Uhud;da savaşır gibi seviyoruz seni ey sevgili , seni görmeden seviyoruz, sen dememiş miydin ki öyle bir nesil gelecek ki o nesil kardeşlerim dir.
    Onlar beni görmeden sevecek. Seviyoruz görmeden vuslatını seviyoruz özleminde yanıp tutuşurken. Kainatta bir gül tanıdık sevgili bir gül solmayan ebedi kalan. Biz o gülün aşkına tutulmuşuz.
    Yanar da yüreciğimiz aşkınla tutuşur elbet. Vuslat dayanılmaz olur bir gün sevgili vuslat dayanılmaz sevgini sevgisizlik şehrinde barındırırız biz avuçlarımızda kor ateşler tutar gibi.
    Yıkıntılar arasından senin sevgini yudumlarız şehadet şerbeti gibi...
    Ey sevgili sevdamızın aşkına acı bize acı bize ve şefaatinden mahrum etme bizi etme ki bizler senin ümmetiniz...
    Doğar doğmaz secdeye gidip ümmeti ümmeti dediğin ve ömrün boyunca gecelerce ümmetim ümmetim diye Mevla;ya yakardığın ümmetiniz..
    Cennet kapıları açılıp gir ya Muhammet denildiğinde giremem ben taki ümmetim gelmezse, ümmetim yanımda olmazsa dediğin ümmetiniz..
    Bütün insanların birbirinden kaçıştığı o günde kızım Fatıma Oğlum İbrahim sana feda olsun illa ümmeti, illa ümmeti dediğin o bi-çare ümmetiniz...
    Seviyoruz seni sevgili, hicret eder gibi seviyoruz, biz seni Sümeyyeler gibi sevemesekte, Bilaller gibi göğsümüzde taşlar yeşertemesekte seviyoruz seni sevgili.
    Uhudda sana ok isabet etmesin diye önünde duvar olan sahaben gibi olamasakta..
    Seni onlar gibi sevemesekte aynı sevdayla seni sevdik, aynı sevdayla güllere senin kokunu verdiği için hayran olduk, aynı sevdayla güllere bakınca kendimizden geçtik..
    Hep aynı sevdayla yaşadık sevgili, seni göremesekte gül efendim seni görme umuduyla yaşadık, hep içimizdeydin sen sevgili, hiç çıkmadın ki bu sevda hiç yüreklerimizden çıkmadı onun içindir ki
    güle senin kokun verildiği için aşık olduk;
    Sevginin uğramadığı düşler ülkemizde seviyoruz seni, karanlıklarda aydınlığını görerek seviyoruz.
    Seviyoruz sevgili bizler seni göremedik Ey Sevgili senin sünnetini bildik ve senin sünnetinde bulduk seni sevgili, güllerde bulduk, bize bıraktıklarında bulduk seni ve senin o yüce sevdanı;
    Seviyoruz seni sevgili, senin bizi sevdiğin gibi, ALLAH;ın rasulü olduğun halde gecelerce Ağlayıp secdelerden kalkmadığın ümmetim diye gözyaşı akıttığın sevdayla seviyoruz seni Sevgili..
    Ey sevgili bizler aşk limanında yitiğini arayan sevdalılar gibi seviyoruz seni, seviyoruz düşler ülkesinin çıkmaz sokaklarında avuçlarımızdaki yüreklerimizle ve düşlerimizi bir zümrüdü ankanın kanatlarına veriyoruz...
    Ötelerdeki sevgiliye ulaştırması için
    ey sevgili, ey güzeller güzeli, ey gül efendim..
    Selam olsun sana,
    Selam olsun geceye ve aya,
    Selam olsun gecenin karanlığına,
    Selam olsun geceyi kuşatana,
    Selam olsun ömrünce ümmetim ümmetim diye gözyaşı akıtan Rasüle;
    Ey sevgili, biz seni seviyoruz ve hep seveceğiz, taki bu dünyadan göç müjdesi gelene kadar.
    Gelene kadar o kutlu müjde sevdalı gözlerle bakacağız her gül görüşümüzde, o sevdayla bekleyeceğiz o günü Sevgili; Yolculuk sürecek sevgili... Nefes alıp verdiğimiz sürece, söyleyecek sözümüz hep olacak..
    Ey sevgili, biz seni Leylası için dağları aşan Mecnun gibi sevemesekte, sevemesekte Ferhat gibi delemesekte dağları Ey sevgili , biz seni aşk ile sevdik, bildik ki aşk sendedir.
    Biz güllere aşık olduk sen yokken. Biliyorduk ki gül senden almıştı kokusunu ve senin vuslatını senin kokunu güllerde bulduk sevgili. Biz gülü gül diye sevmedik sevgili.
    Biz gülde bulduk senin aşkını vuslatını, kokunu güllere verene şükrettik ve gülü sevdik sevgili.
    Bizler düşler ülkesinden sesleniyoruz sana sevgili, düşler ülkesinin çıkmaz sokaklarından sesleniyoruz ve sevgini yeşertiyoruz bu sokaklarda... Sensiz Senin sevdanla;
    Seviyoruz seni sevgili, derbeder yüreklerimizle seviyoruz. Bi-çare olmuş yüreklerle seviyoruz. Çölleşmiş kalplerimizle seviyoruz seni sevgili. Yeşertemediğimiz sevdamızla, sevdanla seviyoruz..
    Seviyoruz seni ey sevgili, bülbülün gülü sevdiği gibi... Bizde senin bülbülün olmak istiyoruz sevgili ebedi aşkı bulmak için...
    Seviyoruz seni ey sevgili, yıpranmış vakitlerde yıpranmayan tek gül olduğun için...
    Seviyoruz seni ey sevgili, seviyoruz seni...


    Seviyoruz seni ey sevgili, çöl sıcağındaki bir kevser şelalesi gibi...
    Seviyoruz seni ey sevgili, göz yaşlarımızla suladığımız güllerle seviyoruz seni...
    Seviyoruz seni ey sevgili, sana aşık sana meftun olan aciz yüreklerimizle seviyoruz...
    Seviyoruz seni ey sevgili...

    Seviyoruz seni ey sevgili, seni gündüzleri ruhumuzu aydınlatan güneş gibi, geceleri yolumuzu bulduran ay gibi seviyoruz... Seni kainatı yaratan ALLAH için seviyoruz... Duy bizi ey sevgili, duy bizi, duy bizi...
    Ey sevgili, bizler dudaklarımız da senin sevdanı terennüm ediyoruz. Vuslatını haykırıyoruz on sekiz bin aleme...
    Ey sevgili, kabul et bu mektubumuzu ve şefaat et bize biz aciz ümmetine sevgine muhtaç olan ümmetine acı ve şefaat et ey sevgili... Ey sevgili, sanadır salavatlarımız
    Şefaat et ey sevgili şefaat et , şefaat et bizlere...
    Ey sevgili, biz seni Musab gibi sevemesek te , biz seni Filistin gibi sevdik, sabra gibi Şatilla gibi sevdik. Kudüs gibi sevdalandık sana bağrımızda ateş yaktık kor olduk sevgili...
    Ey sevgili , biz seni ölümü sevdiğimiz gibi sevdik, ölümü sevdik çünkü biliyoruz ki vuslatımızı ölümle dindireceğiz... Sana ve Sahibimize olan özlemimiz, içimizdeki özlemimiz o dem dinecek
    Hep dudaklarımız şu dizeleri tekrarladı durdu sevgili. Ölüm yad edilmeye değer bil gül derdik. Öyle bir gül ki kokladığımızda sevgiliyi bulduran ve koklayanı o sevdaya doğru uçuran, sevgiliye ulaştıran.
    Biz ölümü sevmiştik bu dizelerde bu sözlerde...
    Ey sevgili, biz senin yanında asrı saadet dönemini yaşayamasak ta yaşar gibi sevdik seni ve seni seveni, senin sevdiğini, senin sevdanı Ya RasülALLAH;
    Selam olsun sana Ey Kainatın Gül Efendisi, Sana Senin Sevdanla yaşatamasak ta senin o yüce sevdan içimizde olarak bizi beklediğin
    Kevser ırmağının başında senin sevdana yaraşır bir şekilde ummanı bekada buluşmak umuduyla;
    Seviyoruz seni ey sevgili tüm kalbimizle ve tüm zerreciklerimizle;


    Rabbim inşALLAH bizede böyle sevgi böyle bağlılık nasip eder inşALLAH cümlemize nasip olur
    ALLAH (cc) bizide sevdiği kullardan olmayı nasip etsin
    ALLAH (cc) cümlemizi sonsuz bi saflık nasip etsin...

    .

    bebek47bzgz0

    Bir Ceninin Hatıra Defteri...

     

    Gözlerim yoktu, gözlerimin olmadığını bir Sen gördün.

    Görmüyorum. Görme isteğine bile körüm. Görmek istediğimi bilmiyorum.

    Gözlerim yok. Ne renklerden haberim var, ne şekilleri tahmin edebilirim.

    Sen bana gözlerimi verdin. Görmek istediklerimi de sen verdin. Görme isteğimi gördün...

    Ben görmek istiyor bile değilken, beni gördün.

    Gözümün göreceklerini

    gördün...

    Sen gördün, Sen verdin.

     

    Elim yoktu, sen elimden tuttun.

    Tutunacak bir dal da bilmem. Ellerim yok.

    Ne avucumda bir şeyim, ne de elde tutmak istediğim.. Yok.

    Sen bana el verdin. Beni elimden tuttun. Elimden tutacak bir ana verdin.

    Elde edeceklerimi Sen hazır ettin. Her şey Senin ‘kudret eli’ne tutundu. Ben, ellerim ve elde edeceklerim, öylece avuca geldi.

     

    Sağırdım, bana Sen kulak verdin.

    Bir haber yok, kötüsü bile. Sesler uzak, müzik yabancı, ahenk dargın.

    Dalgaların sesini işiten, mahrem fısıltılardan haberli kulaklarım oldu.

    Kuru yaprağın dalından düşüşünü duyan, rüzgârın ıslığına ritim veren, yağmurun yağışına ahenk katan, her notada ruhuma yeniden üfleyen Sen’sin.

    Bana kulak verdin. Her şeyi, her an işiten Sen.

    Ben kulak sahibi değilken, işitmek isteğimi işittin.

    Ben müziği bilmezken, ben rüzgârın ve denizin sesini işitmezken, ben annemin sesini tanımazken,ben sağır iken, beni Sen işittin, arzularıma Sen kulak verdin, iç çekişlerimi Sen duydun.

    Beni Sen işittin, işitmek istediklerime Sen kulak verdin.

    Beni işitir eyledin.

     

    Dilim dönmüyor. Sesim çıkmıyor. Dudaklarım suskun. Konuşma yok; bir hece bile...

    Damaklarıma hiç değmedi dilim. Her dudak arasını gül bahçesine çeviren o ince çizgi, bir tebessüm yok, tebessüm eden de yok.

    Öpecek yok beni. Ve öpemem de...

    Daha dudağım dudağıma değmedi. “Ağzı var dili yok” bile değilim. Dilim yok, ağzımda, damaklarım da, dudaklarım da... Lezzetleri bilmiyorum. Dilimi tuza bandırmadım daha. Damağımda şeker tadı hiç gezinmedi. Dudaklarıma pınar suyu değmedi.

    Ve Sen bana damak verdin. Dudak verdin. Dil verdin. Söz verdin. Dudağıma gökten soğuk sular değdireceğine, damağıma lezzetler ihsan edeceğine, dilime şiirler dolayacağına bana söz verdin.

    Ve söz verdin ağzıma.

    Kur’ân’la konuşan Sen,

    taşları, dağları, denizleri konuşur eyleyen

    Sen dilime kelâm verdin.

    Söz verdin ağzıma...

    Sözden anlayan dostlar verdin...

     

    Bir tebessümden habersizken, ben gülmeyi bilmezken, bana rahmetinle Sen tebessüm ettin.

    İki dudak verdin, bir dil. Cümle dudakları gül eyledin.

    Gülücükler verdin.

    Güller verdin.

     

    Ayaklarım yoktu, beni varlığa Sen yürüttün. Çıkış yok.. yollar kapalı... Ne dağlar, ne vadiler yürünesi değil... iki ayağım yokluk çukurunda . adım atacak yer yok. ayaklarım yok... güzel ayakkabılarım da...

    Çiçekli çoraplarım, yeni örülü patiklerim kayıp. Coşkuyla koşacak kimsem yokken, ağır ağır yürüyeceğim yolları bilmezken, Sen beni bilinmez yolardan geçirdin.

    Ayaklar verdin. Yokluktan varlığa yürüttün bedenimi. Hiç yoktan ayağa kaldırdın beni. Yol verdin.

    Ve çiçekli çoraplar ve güzel ayakkabılar verdin. Ayakkabılarımı verdiğin gibi, yürünesi yolları, dağları, denizleri ve vadileri ayaklarımın altına serdin.

     

    Gelmeye yüzüm yoktu, Sen bana yüz verdin.

    Beni tanımıyordu annem babam bile...

    Varlığımdan haberli bile değillerdi.

    Ben de bilmiyorum var olduğumu.

    Var olma arzumun bile farkında değilim. İnsan olduğumu da bilmem. “anılmaya değer bir şey” değilim. Kimse saymıyor beni.

    Adım yok, adam yerine koyulmuyorum.

    Yüzüm yok. Çatık bir kaşım, gamzeli bakışlarım yok. Saçlarım, kirpiklerim yok. Kaşlarım kirli bile değil; yok... Yüzüme çamur bulaşmamış; çünkü yok.

    Şekilsiz, biçimsiz, kaba, belirsiz ve korkunç görünüyorum. Böyle görseydi beni annem, belki yüz vermezdi bana. Yüzüme bakmazdı.

    Yüzüme bir Sen baktın. Bana Sen yüz verdin. Yokluğun kirli, çirkin maskesini yüzümden indirdin. Rahman suretini indirdin yüzüme. Annemin gözlerine değesi, “bebek yüzlü” tenler giydirdin ete kemiğe...

    Kirpiklerimin ucuna gamzeli bakışlar düşürdün. Ve yanaklarıma gülücükler saldın.

     

     Saçlarımı verdin, “zülf-ü yâr” olası çizgiler çizerek, kaşlarımı eğri kıldın yay gibi,

    Bakışlarıma nur verdin ay gibi..

    Karşısına vurulası âşıklar koydun...

    Güneşi göz ucuma Sen getirdin.

    Bilmezdiler oysa ilgimi.

    Tanımazdılar beni.

    Sen yüz vermesen, yüzümü kalplerine âşina eylemesen, yüz süremezdim annemin yüzüne.

    Hayatı yitirdiğimde de bana yeniden hayat verecek Sensin.

    Birgün toprağa yüz sürdüğümde de tanımayacaklar yine...

    Yüzüme bakmayacaklar.

    Varlığımı belki hesaba katmayacaklar.

    Taşlara kazıyacaklar adımı en fazla...

    Unutmamak için...

    Ama beni hiç unutmayacaksın Sen.

    Beni bilecek, anlayacak, hatırımı Sen soracaksın.

     

    Gözümü ve gördüklerimi gören, elimi ve elimdekileri tutan, dilimi ve dilimdekileri konuşturan, dudağıma tebessüm güller koyan, ayaklarımı yokluktan varlığa ulaştıran, var olmaya yüzüm yokken bana yüz veren Sen;

    Çürümüş kemiklerim, toprağa düşmüş ellerimi, karanlığa akmış gözlerimi, erimiş dudaklarımı, yokluğa kaymış ayaklarımı, işitmez olmuş kulaklarımı, yitik tebessümümü, unutulmuş yüzümü,

    Verir de yine Sen verirsin elbet.

    Yine, yeni, yeniden diriltirsin beni.

    Ey Hayatı Veren ve Ey Hayatın Sahibi. 

     

                                                       Senai Demirci

    May 14

    .

    May 09

    .

    http://img443.imageshack.us/img443/7498/eyrabbmvl4.gif



     YARABBİ
    Mal verdiğinde Saadette ver,
     
    Kuvvet verdiğinde Akılda ver,
     
    Tevazu verdiğinde İzzette ver,
     
    İktidar verdiğinde Basirette ver,
     
    Bela verdiğinde İmanda ver,
     
    Nimet verdiğinde Şükürde ver,
     
    Güzellik verdiğinde İffette ver,
     
    Cesaret verdiğinde İnsafta ver,
     
    Zorluk verdiğinde Sabırda ver,

    ...AMİN...AMİN...AMİN...

    ..

    Image Hosted by ImageShack.us

    Âlemi sen kendinin kölesi kulu sanma

    Sen Hakk için âlemin kölesi ol kulu ol

    Nefsin hevâsı için mağrûr olup aldanma

    Yüzüne bassın kadem her ayağın yolu ol

    Garazsız hem ivazsız hizmet et her cânlıya

    Kimsesizin düşkünün ayağı ol eli ol

    Allâh için herkese hürmet et de sev sevil

    Her göze diken olma sünbülü ol gülü ol

    İncitme sen kimseyi kimseye incinme hem

    Güler yüzlü tatlı dil her ağızın balı ol

    Nefsine yan çıkıp da Ka'be'yi yıksan dahi

    Güneş gibi şefkatli yer gibi tevâzu'lu

    Su gibi sehâvetli merhametle dolu ol

    Gökçek gerek dervişin sanı yoksula baya

    Suçluların suçundan geçip hoş görülü ol

    Varlığından boşal kim yokluğa erişesin

    Sözünü söyle gerçek Hulûsî’nin dili ol

    Mektûbât-ı Hulûsi-i Darendevî