hatice's profileHATİCE' NİN ALANINA HOŞG...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
May 22 .susmak
.
May 20 .EFENDİM SEN BİR GECE GELSEYDİN EFENDİM ![]() ![]() SEN BİR GECE GELSEYDİN Güneş görmüş kar tanesi olur erirdim SEN göğüm oludun ben de yıldızın Gündüzlere döner yürür giderdim EFENDİM ![]() ![]() SEN BİR GECE GELSEYDİN Kuru ağaçta sallanan yaprak olur titrer dururdum SEN toprağım olurdum ben de yaprağın Dalda durmaz düşer SANA dönerdim EFENDİM ![]() ![]() SEN BİR GECE GELSEYDİN Ilık bir meltem olur Köşe bucak demez eser dururdum SEN gülüm olurdun ben de bülbülün SANA söyleyecek yüzlerce nağme bulurdum EFENDİM ![]() ![]() SEN BİR GECE GELSEYDİN Çok çiçekli bahar olur SANA koşardım SEN dalım olurdun ben de tomurcuğun Rüyasına girerdin bin bir çoçuğun EFENDİM ![]() ![]() SEN BİR GECE GELSEYDİN Bulutuna kavuşmuş yağmur olur SENİ arardım SEN yuvam olurdun, ben de yavru kuşun Uçar gelir kenarına konardım EFENDİM ![]() ![]() SEN BİR GECE GELSEYDİN Sahilini bulmuş dalga olur dururdum SEN denizim olurdun ben de tek damlan Büyüklüğünde küçüklüğün olurdum EFENDİM ![]() ![]() SEN BİR GECE GELSEYDİN Yıldız yüzlü bir çoçuk olur yine beklerdim SEN çiçeğim olurdun ben de kelebeğin Kırılsa kanadım gönlünde emeklerdim EFENDİM ![]() ![]() SEN BİR GECE GELSEYDİN Parmaklarından akan suyu kana kana içerdim SEN pınarım olurdun ben de yanık kuzun İçtikçe kendimden geçerdim EFENDİM ![]() ![]() SEN BİR GECE GELSEYDİN Aşkınla hilal olur parçalanırdım SEN güneşim olurdun ben de yıldızın Işığını açtıkça aydınlanırdım EFENDİM ![]() ![]() SEN BİR GECE GELSEYDİN BİRKERECİK GELSEYDİN YOK YOK... KEŞKE... HER GECE GELSEYDİN..... .17 Nisan
14:43 | Yorum ekle | Yorumları oku (7) |
">İleti gönder | Sabit Bağlantı | İzleme notlarını görüntüle (5) | Bloga alBlog+girdisini+g%c3%b6ster:+http%26%2358;%26%2347;%26%2347;kardelendilekkincal.spaces.live.com%26%2347;blog%26%2347;cns%26%2333;C6CD8B60DD042FBF%26%2333;3319.entry .![]() ![]() Sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım!
Âşıktan mâşuka bir hitaptı bu... En vefâlı âşıktan, âlemleri hürmetine yarattığı habîbine bir hitap... Doğumuyla kâinatı şereflendiren, bereketlendiren, aydınlatan güzele, güzeller güzelinden bir sesleniş... O kadar ki, Âdem aleyhisselâm dahi, "Muhammed hürmetine ya İlâhî!" diyerek niyazda bulundu da, Rahmân olan Allah, bu ismi nereden bildiğini sorduğunda ona, o cevâben... "Sen yâ Rabbî! Sen beni yarattığında, arş-ı âlâ'da ikinizin ismini bir arada gördüm. Sen, sevmediğin birinin adını, kendi adınla birlikte bulundurmazsın..." dedi. Allah, sevmediği birinin ismini, kendi ismiyle birlikte bulundurmazdı evet... O, Muhammed'i sevdi ve ona hitapların en içlisi ile seslendi Kur'ânında: Habîbim... Sevgi, mayasıydı yaratılışın... Aşk, ateşiydi... Kullarını her biri birbirinden başka biçimlerde şekillendiren Hak, bir hamur misâli farklı şekiller almaya müsâit kıldığı insanı, aşk ile pişirdi. "Hamdım, piştim, yandım!" diyen âşıklar, O'nun bu ateşinden nasibini alan bahtiyarlardı. Allah, Habîbi hürmetine yarattığı her kulunu sevdi. Sevdi de, her birinin kalbine, ismini nakşeyledi. Sevmese, emanet eder miydi lâfzını gönüllerimize? Allah, bizi sevdi... Ve aslında, Habîbullah'ın gönlünde, bambaşka bir tecellîyle hayat bulan sevda, her bir kulda da ayrı tecellîlerle yaşamaya devam etti. Sevenler bildiler ki, rehber Rasûlullah'tır. Zira Allah, aşkının bir ifşâsı niteliğinde, herkesi, Sevgilisini sevmeye, O'na uymaya davet ediyordu. Böylece, bir olmanın, sevgilide fâni olmanın ilk dersini de veriyordu tüm insanlığa... Vakit gelip de rûhunu teslim alacağı zaman Azrâîl, Allah'ın emri ile soracaktı Habîbullâh'a: Dünyayı mı, yoksa Rahmân'ın katındakini mi istersin? Bir kuldu ama, işte, Allah, hayatla ölüm arasındaki tercihi O'na bırakıyor, dilerse al, dilerse orada kalsın diyordu... Dilerse al getir yanıma sevgiliyi... Dilemezse zorlama... Seven, sevdiğine karşı gelir mi? Âşık diler de sanki, mâşuk dilemez mi vuslatı? Bir âşık ki, bir elime ay, bir elime de güneş verseniz, yine de dâvamdan dönücü değilim diyecek kadar bağlı... Öyle bir Âşık ki, nefsi için zerre kadar hiddetlenmediği halde, Allah'a ve O'nun hükmüne düşman olanlarla savaşacak kadar celâlli... Bir yanda, çocuklarımızı öpmeyiz diyen bir bedevîye, "Allah, senin kalbinden merhameti söküp almışsa, ben ne yapabilirim?" diye soracak kadar yumuşak; diğer yanda, "Gözümün nûru Fâtıma! Sakın babana güvenip de sapmaya kalkma! Hırsızlık yapmış olsan, senin de elini Allah'ın emriyle keserim!" diyecek kadar âdil... Hira'da, Cebrâil ile ilk karşılaşmasının ardından, koşar adımlarla ve titreyerek Hatîce'nin sinesine sığınan ve "Beni örtün! Beni örtün!" nidâsıyla bir rahatlamaya ihtiyaç duyan da O... Durulmuş ve sükûnete kavuşmuş gönlü ile Kâbe'de namaz kılarken, sırtından aşağı kilolarca işkembe boşaltan zavallıya, hiçbir tepki vermeden, secdesini uzatan da... Sen, Rabbimin Habîbi! Sen, Rahmet peygamberi! Sen, hürmetine güllerin ve dikenin yaratıldığı güzel! Sen, gönlü buruk yetim! Sen, masum ve öksüz! Sen, gittiği her yere bereket götüren! Sen, altı ciğer pâresini de yitirdiği halde, yine de Allah! diyecek kadar râzı! Sen, gönlünün gülü Hatice'yi, ömrü boyunca unutmayacak kadar hayırlı! Sen, Zeyd'in ana- babasına tercih edeceği kadar merhametli! Sen, Ebû-Bekir'in gönlündeki güzel! Sen, Ömerin kılıcını gül ile parçalayan... Sen, gidişiyle Fâtımâ'nın yüreğini dağlayan . . May 17 .Sevgiler vardır ya hani...
.
ALLAH'IN 99 İSMİ
.![]() Seviyoruz Seni Ey Sevgili.. Sen, Sen ki bize tüm kırgınlıkların ve düşmanlıkların kol gezdiği bir millete inat kardeşlerim diye hitap ettin sevgili, biz ise senin kardeşliğine layık olamasak ta seviyoruz seni. Seviyoruz bir gül gibi , seviyoruz senin bizi sevdiğin gibi; Hiraya çıkar gibi seviyoruz, Uhud;da savaşır gibi seviyoruz seni ey sevgili , seni görmeden seviyoruz, sen dememiş miydin ki öyle bir nesil gelecek ki o nesil kardeşlerim dir. Onlar beni görmeden sevecek. Seviyoruz görmeden vuslatını seviyoruz özleminde yanıp tutuşurken. Kainatta bir gül tanıdık sevgili bir gül solmayan ebedi kalan. Biz o gülün aşkına tutulmuşuz. Yanar da yüreciğimiz aşkınla tutuşur elbet. Vuslat dayanılmaz olur bir gün sevgili vuslat dayanılmaz sevgini sevgisizlik şehrinde barındırırız biz avuçlarımızda kor ateşler tutar gibi. Yıkıntılar arasından senin sevgini yudumlarız şehadet şerbeti gibi... Ey sevgili sevdamızın aşkına acı bize acı bize ve şefaatinden mahrum etme bizi etme ki bizler senin ümmetiniz... Doğar doğmaz secdeye gidip ümmeti ümmeti dediğin ve ömrün boyunca gecelerce ümmetim ümmetim diye Mevla;ya yakardığın ümmetiniz.. Cennet kapıları açılıp gir ya Muhammet denildiğinde giremem ben taki ümmetim gelmezse, ümmetim yanımda olmazsa dediğin ümmetiniz.. Bütün insanların birbirinden kaçıştığı o günde kızım Fatıma Oğlum İbrahim sana feda olsun illa ümmeti, illa ümmeti dediğin o bi-çare ümmetiniz... Seviyoruz seni sevgili, hicret eder gibi seviyoruz, biz seni Sümeyyeler gibi sevemesekte, Bilaller gibi göğsümüzde taşlar yeşertemesekte seviyoruz seni sevgili. Uhudda sana ok isabet etmesin diye önünde duvar olan sahaben gibi olamasakta.. Seni onlar gibi sevemesekte aynı sevdayla seni sevdik, aynı sevdayla güllere senin kokunu verdiği için hayran olduk, aynı sevdayla güllere bakınca kendimizden geçtik.. Hep aynı sevdayla yaşadık sevgili, seni göremesekte gül efendim seni görme umuduyla yaşadık, hep içimizdeydin sen sevgili, hiç çıkmadın ki bu sevda hiç yüreklerimizden çıkmadı onun içindir ki güle senin kokun verildiği için aşık olduk; Sevginin uğramadığı düşler ülkemizde seviyoruz seni, karanlıklarda aydınlığını görerek seviyoruz. Seviyoruz sevgili bizler seni göremedik Ey Sevgili senin sünnetini bildik ve senin sünnetinde bulduk seni sevgili, güllerde bulduk, bize bıraktıklarında bulduk seni ve senin o yüce sevdanı; Seviyoruz seni sevgili, senin bizi sevdiğin gibi, ALLAH;ın rasulü olduğun halde gecelerce Ağlayıp secdelerden kalkmadığın ümmetim diye gözyaşı akıttığın sevdayla seviyoruz seni Sevgili.. Ey sevgili bizler aşk limanında yitiğini arayan sevdalılar gibi seviyoruz seni, seviyoruz düşler ülkesinin çıkmaz sokaklarında avuçlarımızdaki yüreklerimizle ve düşlerimizi bir zümrüdü ankanın kanatlarına veriyoruz... Ötelerdeki sevgiliye ulaştırması için ey sevgili, ey güzeller güzeli, ey gül efendim.. Selam olsun sana, Selam olsun geceye ve aya, Selam olsun gecenin karanlığına, Selam olsun geceyi kuşatana, Selam olsun ömrünce ümmetim ümmetim diye gözyaşı akıtan Rasüle; Ey sevgili, biz seni seviyoruz ve hep seveceğiz, taki bu dünyadan göç müjdesi gelene kadar. Gelene kadar o kutlu müjde sevdalı gözlerle bakacağız her gül görüşümüzde, o sevdayla bekleyeceğiz o günü Sevgili; Yolculuk sürecek sevgili... Nefes alıp verdiğimiz sürece, söyleyecek sözümüz hep olacak.. Ey sevgili, biz seni Leylası için dağları aşan Mecnun gibi sevemesekte, sevemesekte Ferhat gibi delemesekte dağları Ey sevgili , biz seni aşk ile sevdik, bildik ki aşk sendedir. Biz güllere aşık olduk sen yokken. Biliyorduk ki gül senden almıştı kokusunu ve senin vuslatını senin kokunu güllerde bulduk sevgili. Biz gülü gül diye sevmedik sevgili. Biz gülde bulduk senin aşkını vuslatını, kokunu güllere verene şükrettik ve gülü sevdik sevgili. Bizler düşler ülkesinden sesleniyoruz sana sevgili, düşler ülkesinin çıkmaz sokaklarından sesleniyoruz ve sevgini yeşertiyoruz bu sokaklarda... Sensiz Senin sevdanla; Seviyoruz seni sevgili, derbeder yüreklerimizle seviyoruz. Bi-çare olmuş yüreklerle seviyoruz. Çölleşmiş kalplerimizle seviyoruz seni sevgili. Yeşertemediğimiz sevdamızla, sevdanla seviyoruz.. Seviyoruz seni ey sevgili, bülbülün gülü sevdiği gibi... Bizde senin bülbülün olmak istiyoruz sevgili ebedi aşkı bulmak için... Seviyoruz seni ey sevgili, yıpranmış vakitlerde yıpranmayan tek gül olduğun için... Seviyoruz seni ey sevgili, seviyoruz seni... Seviyoruz seni ey sevgili, çöl sıcağındaki bir kevser şelalesi gibi... Seviyoruz seni ey sevgili, göz yaşlarımızla suladığımız güllerle seviyoruz seni... Seviyoruz seni ey sevgili, sana aşık sana meftun olan aciz yüreklerimizle seviyoruz... Seviyoruz seni ey sevgili... Seviyoruz seni ey sevgili, seni gündüzleri ruhumuzu aydınlatan güneş gibi, geceleri yolumuzu bulduran ay gibi seviyoruz... Seni kainatı yaratan ALLAH için seviyoruz... Duy bizi ey sevgili, duy bizi, duy bizi... Ey sevgili, bizler dudaklarımız da senin sevdanı terennüm ediyoruz. Vuslatını haykırıyoruz on sekiz bin aleme... Ey sevgili, kabul et bu mektubumuzu ve şefaat et bize biz aciz ümmetine sevgine muhtaç olan ümmetine acı ve şefaat et ey sevgili... Ey sevgili, sanadır salavatlarımız Şefaat et ey sevgili şefaat et , şefaat et bizlere... Ey sevgili, biz seni Musab gibi sevemesek te , biz seni Filistin gibi sevdik, sabra gibi Şatilla gibi sevdik. Kudüs gibi sevdalandık sana bağrımızda ateş yaktık kor olduk sevgili... Ey sevgili , biz seni ölümü sevdiğimiz gibi sevdik, ölümü sevdik çünkü biliyoruz ki vuslatımızı ölümle dindireceğiz... Sana ve Sahibimize olan özlemimiz, içimizdeki özlemimiz o dem dinecek Hep dudaklarımız şu dizeleri tekrarladı durdu sevgili. Ölüm yad edilmeye değer bil gül derdik. Öyle bir gül ki kokladığımızda sevgiliyi bulduran ve koklayanı o sevdaya doğru uçuran, sevgiliye ulaştıran. Biz ölümü sevmiştik bu dizelerde bu sözlerde... Ey sevgili, biz senin yanında asrı saadet dönemini yaşayamasak ta yaşar gibi sevdik seni ve seni seveni, senin sevdiğini, senin sevdanı Ya RasülALLAH; Selam olsun sana Ey Kainatın Gül Efendisi, Sana Senin Sevdanla yaşatamasak ta senin o yüce sevdan içimizde olarak bizi beklediğin Kevser ırmağının başında senin sevdana yaraşır bir şekilde ummanı bekada buluşmak umuduyla; Seviyoruz seni ey sevgili tüm kalbimizle ve tüm zerreciklerimizle; Rabbim inşALLAH bizede böyle sevgi böyle bağlılık nasip eder inşALLAH cümlemize nasip olur ALLAH (cc) bizide sevdiği kullardan olmayı nasip etsin ALLAH (cc) cümlemizi sonsuz bi saflık nasip etsin... .Bir Ceninin Hatıra Defteri...
Gözlerim yoktu, gözlerimin olmadığını bir Sen gördün.
Görmüyorum. Görme isteğine bile körüm. Görmek istediğimi bilmiyorum.
Gözlerim yok. Ne renklerden haberim var, ne şekilleri tahmin edebilirim.
Sen bana gözlerimi verdin. Görmek istediklerimi de sen verdin. Görme isteğimi gördün...
Ben görmek istiyor bile değilken, beni gördün.
Gözümün göreceklerini
gördün...
Sen gördün, Sen verdin.
Elim yoktu, sen elimden tuttun.
Tutunacak bir dal da bilmem. Ellerim yok.
Ne avucumda bir şeyim, ne de elde tutmak istediğim.. Yok.
Sen bana el verdin. Beni elimden tuttun. Elimden tutacak bir ana verdin.
Elde edeceklerimi Sen hazır ettin. Her şey Senin ‘kudret eli’ne tutundu. Ben, ellerim ve elde edeceklerim, öylece avuca geldi.
Sağırdım, bana Sen kulak verdin.
Bir haber yok, kötüsü bile. Sesler uzak, müzik yabancı, ahenk dargın.
Dalgaların sesini işiten, mahrem fısıltılardan haberli kulaklarım oldu.
Kuru yaprağın dalından düşüşünü duyan, rüzgârın ıslığına ritim veren, yağmurun yağışına ahenk katan, her notada ruhuma yeniden üfleyen Sen’sin.
Bana kulak verdin. Her şeyi, her an işiten Sen.
Ben kulak sahibi değilken, işitmek isteğimi işittin.
Ben müziği bilmezken, ben rüzgârın ve denizin sesini işitmezken, ben annemin sesini tanımazken,ben sağır iken, beni Sen işittin, arzularıma Sen kulak verdin, iç çekişlerimi Sen duydun.
Beni Sen işittin, işitmek istediklerime Sen kulak verdin.
Beni işitir eyledin.
Dilim dönmüyor. Sesim çıkmıyor. Dudaklarım suskun. Konuşma yok; bir hece bile...
Damaklarıma hiç değmedi dilim. Her dudak arasını gül bahçesine çeviren o ince çizgi, bir tebessüm yok, tebessüm eden de yok.
Öpecek yok beni. Ve öpemem de...
Daha dudağım dudağıma değmedi. “Ağzı var dili yok” bile değilim. Dilim yok, ağzımda, damaklarım da, dudaklarım da... Lezzetleri bilmiyorum. Dilimi tuza bandırmadım daha. Damağımda şeker tadı hiç gezinmedi. Dudaklarıma pınar suyu değmedi.
Ve Sen bana damak verdin. Dudak verdin. Dil verdin. Söz verdin. Dudağıma gökten soğuk sular değdireceğine, damağıma lezzetler ihsan edeceğine, dilime şiirler dolayacağına bana söz verdin.
Ve söz verdin ağzıma.
Kur’ân’la konuşan Sen,
taşları, dağları, denizleri konuşur eyleyen
Sen dilime kelâm verdin.
Söz verdin ağzıma...
Sözden anlayan dostlar verdin...
Bir tebessümden habersizken, ben gülmeyi bilmezken, bana rahmetinle Sen tebessüm ettin.
İki dudak verdin, bir dil. Cümle dudakları gül eyledin.
Gülücükler verdin.
Güller verdin.
Ayaklarım yoktu, beni varlığa Sen yürüttün. Çıkış yok.. yollar kapalı... Ne dağlar, ne vadiler yürünesi değil... iki ayağım yokluk çukurunda . adım atacak yer yok. ayaklarım yok... güzel ayakkabılarım da...
Çiçekli çoraplarım, yeni örülü patiklerim kayıp. Coşkuyla koşacak kimsem yokken, ağır ağır yürüyeceğim yolları bilmezken, Sen beni bilinmez yolardan geçirdin.
Ayaklar verdin. Yokluktan varlığa yürüttün bedenimi. Hiç yoktan ayağa kaldırdın beni. Yol verdin.
Ve çiçekli çoraplar ve güzel ayakkabılar verdin. Ayakkabılarımı verdiğin gibi, yürünesi yolları, dağları, denizleri ve vadileri ayaklarımın altına serdin.
Gelmeye yüzüm yoktu, Sen bana yüz verdin.
Beni tanımıyordu annem babam bile...
Varlığımdan haberli bile değillerdi.
Ben de bilmiyorum var olduğumu.
Var olma arzumun bile farkında değilim. İnsan olduğumu da bilmem. “anılmaya değer bir şey” değilim. Kimse saymıyor beni.
Adım yok, adam yerine koyulmuyorum.
Yüzüm yok. Çatık bir kaşım, gamzeli bakışlarım yok. Saçlarım, kirpiklerim yok. Kaşlarım kirli bile değil; yok... Yüzüme çamur bulaşmamış; çünkü yok.
Şekilsiz, biçimsiz, kaba, belirsiz ve korkunç görünüyorum. Böyle görseydi beni annem, belki yüz vermezdi bana. Yüzüme bakmazdı.
Yüzüme bir Sen baktın. Bana Sen yüz verdin. Yokluğun kirli, çirkin maskesini yüzümden indirdin. Rahman suretini indirdin yüzüme. Annemin gözlerine değesi, “bebek yüzlü” tenler giydirdin ete kemiğe...
Kirpiklerimin ucuna gamzeli bakışlar düşürdün. Ve yanaklarıma gülücükler saldın.
Saçlarımı verdin, “zülf-ü yâr” olası çizgiler çizerek, kaşlarımı eğri kıldın yay gibi,
Bakışlarıma nur verdin ay gibi..
Karşısına vurulası âşıklar koydun...
Güneşi göz ucuma Sen getirdin.
Bilmezdiler oysa ilgimi.
Tanımazdılar beni.
Sen yüz vermesen, yüzümü kalplerine âşina eylemesen, yüz süremezdim annemin yüzüne.
Hayatı yitirdiğimde de bana yeniden hayat verecek Sensin.
Birgün toprağa yüz sürdüğümde de tanımayacaklar yine...
Yüzüme bakmayacaklar.
Varlığımı belki hesaba katmayacaklar.
Taşlara kazıyacaklar adımı en fazla...
Unutmamak için...
Ama beni hiç unutmayacaksın Sen.
Beni bilecek, anlayacak, hatırımı Sen soracaksın.
Gözümü ve gördüklerimi gören, elimi ve elimdekileri tutan, dilimi ve dilimdekileri konuşturan, dudağıma tebessüm güller koyan, ayaklarımı yokluktan varlığa ulaştıran, var olmaya yüzüm yokken bana yüz veren Sen;
Çürümüş kemiklerim, toprağa düşmüş ellerimi, karanlığa akmış gözlerimi, erimiş dudaklarımı, yokluğa kaymış ayaklarımı, işitmez olmuş kulaklarımı, yitik tebessümümü, unutulmuş yüzümü,
Verir de yine Sen verirsin elbet.
Yine, yeni, yeniden diriltirsin beni.
Ey Hayatı Veren ve Ey Hayatın Sahibi.
Senai Demirci
May 09 . |
|
|